ah mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ah mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2018 Salı

YAKICI AY "TEMMUZ" MİZAHÇIYI SEVMİYOR!..




Acı bir gerçektir ama insan yakıcı bir ay olan TEMMUZ MİZAHI VE MİZAHÇIYI SEVMİYOR!..  Neden böyle dediğimi yazıyı okuyunca daha iyi anlayacaksınız... 

Yıllar önce, tam 11 yıl önce Cumhuriyet'in Kültür sayfasında karikatür ve mizah üzerine yazılar yazdığım dönemlerde; "Mizahın Temmuz Hüznü" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. 2007 yılı Temmuz'unda yayınlanan bu yazıda Temmuz ayının mizahçılara, karikatürcülere, komedyenlere pek yaramadığını, Temmuz'da yitirdiğimiz mizahçıları sıralayarak anlatmıştım. Bu yazının ardından da bu isimlere yenileri eklendi aradan geçen yıllarda ve mizahın o ağır Temmuz hüznü bitmedi. 

Nasıl bitsin ki, daha Temmuz'un 2'sinde Asaf Koçak'ın, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamında yakılanlar arasında yer almasıyla başlar Temmuz ayının mizah hüznü. Hemen ardından gün sektirmeden gider... 3 Temmuz 2000'de "Yüzümüzü" sinemada güldüren adam Kemal Sunal veda etmiştir dünyaya. 4 Temmuz 1974'te karikatürcü Salih Erimez vefat etmiştir. Yıllarca gününü bile bilemediğimiz Gırgır ve Fırt dergilerinin, henüz 43 yaşında yaşamını yitirmiş mizah yazarı İsmet Çelik, 5 Temmuz 1984'te yitirmiştir yaşamını. 6 Temmuz 1995, Sivas'ta yakılmaktan zor kurtulan mizahımızın dev ustası Aziz Nesin'in veda günüdür dünyaya. Aziz Nesin'in gittiği gün olan 6 Temmuz'a geçtiğimiz yıl, 6 Temmuz 2017'de çok sevdiğimiz özgün bir çizgi romancı, çizer arkadaşımız Galip Tekin de eklendi ne yazık ki.... 

7 Temmuz ise bir başka dev ustanın Rıfat Ilgaz'ın ölüm yıldönümüdür ki, o da Sivas Katliamı acısına dayanamayıp 7 Temmuz 1993'te yitirmiştir yaşamını. Yıllarca karikatür balonlarına hayat veren kaligraf Nezih Dündar ise 2 yıl önce 13 Temmuz 2014'te veda etti bizlere.  Gene geçen yıl, 14 Temmuz 2017 tarihinde bu kez bir başka çizeri, çizgi romancıyı Ragıp Derin ustayı yitirdik sessiz-sedasız...  Gırgır ve Fırt dergilerine uzun yıllar emek vermiş bir başka usta mizahçı Orhan Alev, 15 Temmuz 2007'de yitirdi yaşamını. Çizer Ali Şükrü Fidan gencecik yaşında 19 Temmuz 1999'da yitip giderken, gene gencecik yaşında 22 Temmuz 2004'te gitti bir başka çizgi ustası: Necati Abacı... Uzun yıllar hep yüzümüzü güldürmüş bir kadın sanatçı, bir mizah ustası Suna Pekuysal, 22 Temmuz 2008'de uçup gitti aramızdan. Yıllarca yarışma programları sunmuş, sunucu, şovmen ve yazar Cenk Koray ise 23 Temmuz 2000'di yaşamını yitirdiğinde. Karikatürist Hulki Onaran 25 Temmuz 1987'de vefat etmişti... Geleneksel Tiyatromuzun usta yazarı, pek çok komedi filminin senaristi Sadık Şendil usta ise 26 Temmuz 1986'da kapattı yaşam perdesini... 26 Temmuz bir başka mizah ustasının da veda günüydü... Gırgır dergisinin mimarı, bizleri yetiştiren bir büyük benzersiz mizah ustası Oğuz Aral ise 26 Temmuz 2004'te gidivermişti.

Üstelik bu Temmuz ayı 5-10 Temmuz arası mizahımızın bir başka büyük kahramanı Nasreddin Hoca'nın şenliğiyle başlardı bir zamanlar Akşehir'de... Ama ülkenin perişan ve tatsız hali, Nasreddin Hoca'nın memleketindeki şenliğe kadar yansıyınca, Nasreddin Hoca uzun yıllardır artık "Camii Hocası" kıvamında anılmaya başlayınca Akşehir'in de tadı kaçtı yıllardır, şenlik arka plana düştü ve benim gibi mizahçılar da gitmez oldu Akşehir'e... Kısacası bu insan yakıcı Temmuz Nasreddin Hoca'mızı da yedi!..  Laf aramızda gerçek Nasreddin Hoca'yı da zaten ancak 90'lı yılların ortasında Profesör Pertev Naili Boratav'ın 40 yıllık bir emekle hazırladığı kitapla öğrenebildik ya... Üstelik toplumun büyük bir kısmı gerçek Nasreddin'i hala tanımıyor, mizahçıların bile bir çoğu bilmez, bu ülke her şeyi hasır ve asır altı eder çünkü...

Başta da dedik ya, mizahın hüzünlü ayıdır Temmuz... Yakıcı bir Sivas sıcağıyla başlar ve pek çok usta mizahçıyı alıp gider uzun yıllardır aramızdan... Mizahhaber bloğumuzda sağ alt tarafa doğru bakıp da, yitirdiğimiz isimlerin listesine göz atarsanız Temmuz ayının diğer aylara fark attığını siz de görürsünüz... Mizahçıyla zoru nedir Temmuz'un, mizahçı olduğumuz için biz mi abartıyoruz bilinmez ama acı gerçek budur!..   

Temmuz ayında yitirdiğimiz tüm mizah ustalarını bir kez daha  sevgiyle ve özlemle anıyorum... Mizahın dayanma gücü ve direnci üzerinize olsun, onların da mizah dolu ruhları şad olsun...

Cihan Demirci - AH! (3 Temmuz 2018)
 

7 Haziran 2018 Perşembe

KARİKATÜRÜMÜZÜN İKİ BÜYÜK USTASI; FERRUH DOĞAN VE FERİT ÖNGÖREN'İ ANIYORUZ...

Karikatürümüzün iki büyük ustası; Ferruh Doğan ve Ferit Öngören'i, 10 yıl arayla 7 Haziran tarihinde yitirmiştik... 1932 doğumlu Ferruh Doğan, 2000 yılının 7 Haziran'ın da veda etmişti yaşama. Ferruh Doğan için yıllar önce yazdığım yazının başlığında "Az çizgiyle çok söz söylemenin ustası" tanımlamasını kullanmıştım Ferruh ağabey için. Gerçekten de çizgi sadeleştirme ustası olan Ferruh Doğan, az çizgiyle çok şeyler söyleyen, yalın çizgilerin büyük ustasıydı karikatürümüzde. Onu 7 Haziran 2000 tarihinde yitirdik. Aramızdan ayrılalı 18 yıl geride kaldı bugün...


Ferruh ağabey kendi kuşağı çizerler içersinde bile bir başka duruşa sahipti... Çizgiyi onun kadar ekonomik kullanan pek fazla çıkmadı 50 kuşağı arasından...Bence en önemli yanlarının başında toplumsal duyarlılığı, çok okuyan, çok takip eden, çok araştıran bir yapıya sahip olması gelirdi ki, bu açıkcası günümüzde pek az çizerde bulunan bir özellik haline geldi!.. Ferruh ağabeyle yaptığınız ayaküstü ve kısacık bir sohbette bile bu saydıklarımı hemen hissederdiniz...


Onunla gerçek anlamda dostluğumuz 1983 yılında başlamıştı... Güldürü Üretim Merkezi’nde çalışırken yaptığımız “Pazartesi Toplantıları”na bir pazartesi günü de Ferruh Doğan katılmıştı... Ferruh ağabeyle ilk kez o toplantıda tanışmış ve söyleşi sonrasında elimde heyecanla tuttuğum “Politika” isimli kitabını ona imzalatmıştım... Çizgiyi de, sözü de ekonomik kullanmayan bir Gırgır öğrencisi olduğum için o gün Ferruh Doğan’ın yanına biraz ürkek yaklaşmıştım açıkçası... Ama kurduğum diyalog sonrasında bu ürkeklikten eser kalmamıştı... Ferruh ağabeyle daha sonraları pek çok kez ayaküstü muhabbetlerimiz oldu... Bu muhabbetlerde yaptıklarımı ciddi olarak izleyen, bana yaptıklarımla ilgili mesleki sorular soran kısacası mesleğine müthiş saygısı olan bir ustayı görmekten hep gurur ve onur duydum...

Gene bir 7 Haziran'da, bundan 4 yıl önce, 7 Haziran 2010'da dünyaya veda eden Ferit Öngören de özgün çizgisinin ötesinde benim karikatür ve mizah tarihi anlamında bilgi ve deneyimlerinden en fazla yararlandığım ağabeydi. Türk karikatürü ve mizahı üzerine notlar almış, kafa yormuş, kitap yazmış olan Ferit Öngören, bu alanda var olan "objektif" bakış eksikliğini de benim açımdan epeyce azaltmış bir ustadır.

Yandaki 17 Şubat 2007 tarihli fotoğrafta Cihan Demirci ile Ferit Öngören Karikatürcüler Derneğindeki bir toplantıda görülüyor. Karikatür tarihine hep yanlı bakıp, sevdiği ve yakınlık duyduğu karikatürcüleri öne çıkarıp, uzak durduklarını, sevmediklerini yok sayan, karikatüre hep çıkar açısından bakan bir başka hakim anlayışın karşısında Ferit Öngören'in o yapmacıksız, yalın ve geniş açılı bakışı ve anlayışı karikatür ve mizah tarihimize sağlıklı bakışın da ipuçlarını verir bize. 

Ferruh Doğan ağabey de, Ferit Öngören ağabey de yakından tanıyıp, sohbetlerini paylaşma olanağı bulduğum ustalardandı, aynı yıl doğmuş bu iki önemli usta, 10 yıl arayla bu kez de aynı gün veda ettiler dünyaya, ikisini de bir kez daha sevgi ve özlemle anıyorum...

Cihan Demirci- AH! (7 Haziran 2018)


FERRUH DOĞAN'DAN ÇİZGİLER... 



SEMİH POROY'UN ÇİZGİSİYLE FERRUH DOĞAN

CİHAN DEMİRCİ'NİN ÇİZGİSİYLE FERRUH DOĞAN

NECATİ ABACI'NIN ÇİZGİSİYLE FERRUH DOĞAN




FERRUH DOĞAN'I TANIYALIM... 


1932'de İstanbul2da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenimini son sınıfta bıraktı.İlk karikatürü 1945 yılında Şaka dergisinde yayımlandı. Doğan Kardeş, Pazar Postası, hafta, yeditepe, 41 buçuk, Dolmuş, Kim, Tef, Taş, Taş-Karikatür, Akbaba ve Ant dergileriyle Cumhuriyet, Milliyet, Yeni İstanbul, Vatan, Akşam, Dünya ve Ulus gazetelerinde çalıştı. Özgür İnsan ve Toplum, İstanbul Ekspres gazetelirnede çizdi. Asrileşen Köy ve Çizgili Dünya isimli albümlerini yayımladı. İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve sendikasının gazete resmi ve karikatürü dallarında birinçilik ve ikincilik ödüllerini, İtalya’da Bordighera ve Marostica’da, Üsküp’te, Belçika’da çeşitli birincilik, üçüncülük ve jüri özel ödüllerini aldı. Sanatçının Tolentino’da (İtalya) Uluslararası Mizah Müzesi’nde bir karikatürü bulunmaktadır. Ferruh Doğan 9 Haziran 2000 tarihinde aramızdan ayrıldı.


FERİT ÖNGÖREN'DEN ÇİZGİLER... 




    HALİL İ. YILDIRIM'IN ÇİZGİSİYLE FERİT ÖNGÖREN


FERİT ÖNGÖREN'İ TANIYALIM

1932’de Diyarbakır’da doğan Öngören, 1958’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık mesleğinin yanı sıra yazar, karikatürcü ve ressam olarak eserler verdi. 1969 yılında Turhan Selçuk ve Semih Balcıoğlu ile birlikte Karikatürcüler Derneği’nin kurulmasına öncülük etti. 1966’da Lastik-İş Sendikası’nın yayın organı Lastik-İş’i çıkardı. Filiz, a, Yelken, Köprü, Ataç, Değişim, Şiir Sanatı, Yeni a gibi dergilerde yazdı. İlkçağlardan günümüze değin Anadolu şiirinin evrimini inceleyen araştırması Soyut dergisinde yayımlandı. Akbaba, Dolmuş, Tef, Gırgır gibi mizah dergiciliği tarihinde önemli yeri olan pek çok dergide eserleri yayımlanan Öngören, Vatan, Akşam, Günaydın, Gün, Sabah, Bugün, Meydan gibi gazetelerde yazdı. Karikatürcüler Derneği’ni kurduktan sonra Karikatür Müzesi’nin kurulması ve Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması’nın başlamasında da önemli katkılarda bulundu. Öngören, İstanbul'la ilgili çizgilerini "Nesneler" adlı kitabında topladı. "Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı ve Hicvi" adlı kitabında ise araştırmacı ve tarihçi kimliğiyle karikatür ve mizah tarihimizi anlattı...


(MİZAHHABER ARŞİVİ- CİHAN DEMİRCİ)


22 Aralık 2017 Cuma

PİYASAYI VİRÜS GİBİ SARMIŞ BU DERGİLER HEM MİZAHA, HEM DE EDEBİYATA ZARAR VERİYOR!..

Ot'muş, Bavul'muş, Kafa'ymış ve bayileri bulaşıcı bir hastalık gibi sarmış tüm türevleriymiş, hem mizaha hem de edebiyata zarar veren, ne mizah dergisi, ne de edebiyat dergisi olamayan bu dergileri bugüne dek zerre kadar ciddiye almadığım gibi bunların hiçbirine bir gün olsun yazmadım, çizmedim. Üstelik sırf "ticari" amaçla çıkan, dergiyi son derece ucuza mal ederek ciddi kârlar elde eden bu dergi(cik)ler yazar-çizer emeğinin de baş düşmanıdırlar. Telif filan vermezler, veren olursa da utanç verici telifler öder.

Üzülerek söylemek durumundayım ki; bu dergilerin virüs gibi yayılmasında Metin Üstündağ'ın da (MetÜst) ne yazık ki ciddi katkıları olmuştur. Zaman gelir her şey yerli yerine oturur ve bu dergilerin edebiyata-mizaha verdiği zarar ilerde daha da iyi anlaşılır. Bu dergiler üstelik pek çok yazara-şaire ait olmayan yazıyı, şiiri onun yazısı-şiiri ya da sözüymüş gibi yayınlayarak ülkedeki "Cahiliye Devri"ne de ciddi anlamda katkı sağladılar.

İçi boş okur ve içi boş yazar tipinin artmasına, sığlığın dal-budak haline gelmesine destek verdiler. Şu sıralar tepki toplayan bir sayfa nedeniyle bu dergilerdeki yanlışı yeni fark eden arkadaşlara, yazarlara, edebiyatçılara da bıyık altından hüzünlü bir gülümseme yolluyorum sadece!..

(Cihan Demirci-22 Aralık 2017- AH!)



11 Aralık 2017 Pazartesi

ÖNCÜ BİR YAYINCI, KARİKATÜRCÜ KÖKENLİ GAZETECİ SEDAT SİMAVİ'Yİ 64. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE SEVGİYLE ANIYORUZ...


SEDAT SİMAVİ... Karikatürcü kökenli, basınımızda çığır açmış, pek çok ilklere imza atmış, öncü bir yayıncı, gazeteci... Sedat Simavi'yi 64. Ölüm yıldönümünde sevgiyle anıyoruz... Sedat Simavi 1946 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ni kuran isim. Gazetecilik mesleğinin ülkemizdeki en önemli kurumu onun sayesinde kuruldu. 1948'de onun çıkardığı, günümüzde de yaşamını sürdüren Hürriyet gazetesi ne yazık ki artık onun adını logosunun altında bile kullanmıyor. Yıllar önce kurucusu ve ilk patronu olan Sedat Simavi'nin adını sildiği gibi Sedat Simavi'nin en önemli gazetecilik ilkesi olan "KALEMİNE EFENDİ KAL, MECBUR KALIRSAN KIR AMA SATMA" sözünün özellikle 1 Kasım 2015 seçimlerinden beridir artık yanında bile geçmez oldu ne yazık ki... (C.D.)

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: 
SEDAT SİMAVİ KİMDİR?

Burada okuyacağınız kısa özgeçmişi oradan-buradan hemencecik kopyalamadık, pek çok kaynağı tarayarak özel olarak hazırladık. Sedat Simavi 1896'da İstanbul’da doğdu ve Galatasaray Lisesinde eğitim gördü. Yayıncılığa ilk adımını bir mizah dergisi yayımlayarak yaptı: "HANDE"... Sadece yayıncı değil aynı zamanda bir karikatürcüydü. Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin sitesinde "1914 yılında haftalık Hande dergisini yayımladı" yazıyor ama MİZAHHABER olarak biz bu dergiyi 1916'da çıkardığını biliyoruz. 1918'de ise bu kez "DİKEN" adlı bir başka bir mizah dergisi yayımladı. 21 Temmuz 1920 de Dersaadet (Mutluluk Kapısı anlamında İstanbul ‘un isimlerinden biri) Gazetesini yayımladı. Milli Kurtuluş hareketini destekleyen bu gazete, mütareke ve işgal sansürünün çeşitli baskılarına ancak 128 gün dayanabildi. Bu kez 8 Şubat 1921 günü Payıtaht (Başkent) gazetesini yayımladı. Bu gazete de sansürlerin sürekli hedefi oldu. Yayım hayatı sadece 54 gün sürdü. 1921-1923 yılları arasında yayınladığı "GÜLERYÜZ" mizah dergisiyle Kurtuluş Savaşına destek verdi. Bu anlamda İstanbul hükümetini destekleyen "Aydede" adlı mizah dergisinin tam karşısında Mustafa Kemal'den yana tavır aldı. 10 Ağustos 1908'de ilk karikatürcü sayılan Ali Fuat Bey tarafından çıkarılan KARAGÖZ mizah dergisini 1935 yılında satın alan Sedat Simavi mizah yayıncılığını bu dergiyle sürdürdü. Karagöz mizah tarihimizin Akbaba'dan sonra en uzun ömürlü ikinci dergisidir. Sedat Simavi'nin ölümünden sonra da 2 yıl, toplam olarak ise; 47 yıl yayımlanmıştır. Simavi'nin 15 Mayıs 1933 günü yayımladığı Yedi Gün Dergisi ise döneminde 54 bin tiraja tırmanarak o zamanın gazeteler ile birlikte Harf Devriminin yayılmasında öncülerinden biri oldu. Sedat SİMAVİ 1 Mayıs 1948 günü, ülkenin basın hayatına yeni ufuklar açan HÜRRİYET gazetesini kurdu. Hürriyet gazetesini 5 yıl kadar yayımladıktan sonra 11 Aralık 1953'te bu dünyaya veda etti. Ülkede yayıncılık alanında tam anlamıyla öncü bir isim olan Sedat Simavi özellikle; Kadın ve magazin türü dergilerde tam bir öncüdür. Sadece yayıncılık, karikatürcülük yapmamış sinemayla da ilgilenmiştir. Sinemamızın ilk konulu filmi sayılan "Pençe" filmini 1917'de çekmiştir. Gene aynı yıl "Casus" adlı konulu bir film daha çekmiştir ama acı olan bu iki film de ne yazık ki kayıptır ve arşivlerde yer almamaktadır... Ölümünün 64. yılında bir kez daha sevgiyle anıyoruz... (C.D.)

14 Kasım 2017 Salı

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "AH MİZAH BLOĞUMUZ 1 YAŞINDA!.."


1 Temmuz 2007 tarihinde internet üzerinde yayına geçen MİZAHHABER adlı bloğumuz 10 yıla yaklaşan bir yayın sürecinde mizah ve karikatür dünyasının kütüphanesi, belleği kıvamına gelmişti. 

Pek çok mizahseverin ve araştırmacının, tez çalışması yapan öğrencinin yararlandığı bilgilerle, karikatürlerle, mizah ve karikatür tarihiyle dolu olan Mizahhaber, 15 Temmuz 2016 sonrasında oluşan OHAL süreci içinde 6 Ekim 2016 tarihinde bir mahkeme kararıyla erişime engelli hale getirildi. Mizah dünyasının gözü-kulağı-sesi olan bu bloğun hiçbir açıklama bile yapılmaksızın yayınının engellenmesi sonrasında, 14 Kasım 2016 tarihinde, "AH" mizah bloğumuz yayına girdi. "AH" sözcüğü bu ülkede çok sık kullandığımız bir sözcüktür ve Mizah'ın da son iki harfinden öte anlamlar taşımaktadır.

Mizah dünyasından karikatürler, haberler, bilgiler veren "AH" bloğumuz 14 Kasım 2017 tarihinde 1. yaşını geride bırakıyor. Bloğumuzun Facebook sayfası da bulunuyor. Bu bloğun  arkasında, yazar-çizerlik serüveni 2018 yılında 40. yıla ulaşacak olan Cihan Demirci bulunuyor. Mizah bu akla ziyan coğrafyada soluk almamızı sağlayan tek besinimiz, onsuz yaşayamayız!.. Böylesine akla ziyan bir hayatın yaşandığı, hayatın abuklaşmış, sapıtmış gerçeklerinin mizahın yaratıcı gücünü çoktan geçip, tur üstüne tur bindirdiği bir yerde mizah yapmaya çalışmak da aslında nafile bir durum gibi gözükebilir, ama doğmak yetmez insan olmaya, bir ömür sürer insan olma çabası, bu nedenle şimdilerde hayatın gerisine düşmüş gibi gözüken mizahın elbet yeniden hak ettiği günler gelecektir, o yüzdendir en ufak bir maddi karşılığı olmayan bu delice çabamız... O HALDE; YAŞASIN MİZAH, YAŞASIN MİZAHIN SONUNDAKİ: "AH", YAŞASIN "AH" MİZAH!..

Cihan Demirci (AH!)


14 Nisan 2017 Cuma

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "ABSÜRD MİZAHIN ÜLKEMİZDEKİ ÖNCÜSÜ, MİZAH DEHASI SUAVİ SÜALP'İ ÖLÜMÜNÜN 36. YILINDA SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ..."


Absürd Mizahın bu ülkedeki öncü ismi olan ustam Suavi Süalp'i ölümünün 36. yılında sevgi ve özlemle anıyorum... 
14 Nisan 1981'de henüz 55 yaşındayken yitirdiğimiz Suavi Süalp, 50'li yıllardan başlayarak kendine özgü bir mizahın yaratıcısı olarak mizahımıza getirdiği yeniliklerle özellikle 60'lı ve 70'li yıllarda mizahımızı derinden etkilemiş, damgasını vurmuş büyük bir mizah ustasıdır. Hem yazar, hem çizer olarak tek kişilik bir mizah ordusu gibi çalışan, 1972'de tek başına hazırladığı "Salata" mizah dergisiyle Gırgır mizahının da doğuşuna yol açan, sadece mizah dergilerine, gazetelere değil, komedi oyunlarıyla tiyatromuza ve senaryolarıyla sinemamıza da katkıda bulunan, absürd mizahın öncüsü Suavi Süalp 1954'te TEF'le başlayan, Akbaba, Salata ve Gırgır ile doruklara çıkan dergi serüvenini, 1981'de Ses Dergisinin Atmaca mizah ekinde noktalamış oldu.  

Onun mizahıyla çocuk yaşta okuru olduğum "Salata" dergisiyle tanışmıştım. Beni çarpmıştı, çünkü henüz ilkokul 4. sınıfa giderken evde defter sayfalarından kendi kendine mizah dergileri yapan tuahf bir çocuk olarak, okumaya başladığım 16 sayfalık bu derginin tamamını, Suavi Süalp'in tek başına yaptığını görmüş, müthiş etkilenmiştim. 1972'de Gırgır'ı çıkaran Oğuz Aral, 1 yıl sonra onu Salata'dan transfer ederek, Gırgır'ın da ilk yazarı yapacaktı. Mizah camiası her anlamdaki "Baba" görüntüsü nedeniyle ona hep "Suavi Baba" dedi. 1972'de dergisiyle okuru olduğum Suavi Baba ile 1979'da kısa bir süre, sırf onunla tanışmak adına girdiğim Karakedi mizah dergisinde tanışmıştım. 2 yıl sonra onu aniden yitirdik ama 1982-1986 yılları arasında çalıştığım Güldürü Üretim Merkezi, hazırladığı tüm mizah sayfalarında ve mizah eklerinde onu yaşattı. Suavi Baba, sanki bizimleydi ve yaşıyordu. Bunun en önemli nedenlerinden biri Suavi Süalp'in mizah anlayışından çok etkilnemiş, onun yanında mizaha adım atmış Kandemir Konduk'un GÜM'ün Müjdat Gezen'le birlikte iki yöneticisinden biri olmasıydı. 

Erken yaşta ölümü bana dert olan bu mizah dehası için bir şeyler yapılmalı düşüncesiyle, önce 1989'da çalıştığım "Mazete" adlı mizah ekinde ona özel bir mizah eki hazırladık. Bu beni kesmedi ve oturup tam 10 yıllık bir çalışmanın ardından 1999 yılında yayınladığım "Bir Mizah Dehası Suavi Süalp" adlı biyografi-anı kitabıyla onun bu coğrafyada mizaha kattıklarını, öncü halini, pek çok arkadaşının, meslektaşının tanıklıklarıyla, anı ve anekdotlarla gün ışığına çıkarmaya çalışmıştım. Bu kitabın söyleşisini hem İstanbul Kitap Fuarında, hem de İzmir Kitap Fuarında yaptık. Kitap tez çalışmalarına konu oldu. 

Hem erken yaşta ölmesi hem de su içer gibi kendini kasmadan rahatça yaptığı o doğal mizahın ona verdiği aşırı mütevazı hâl nedeniyle ne yazık ki epeyce karambole gitmiş bir usta olan Suavi Süalp 14 Nisan 1981'de veda etmişti dünyaya ve gittiğinde henüz 55 yaşındaydı... Suavi Süalp'in doğum günü de, tıpkı ölümü gibi gene bir Nisan günüdür, 23 Nisan'dır... Yüzümüzü hep güldürmüş, kendine özgü bir mizahın yaratıcısı olarak, özelllikle 50'li yıllarda mizahımıza getirdiği yeniliklerle 60'lı ve 70'li yıllarda mizahımızı derinden etkilemiş Suavi Süalp'in o absürd ruhuna bir kez daha sevgiyle... absürd mizahın öncüsü Suavi Süalp ustamızı 36. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgiyle anıyorum... O absürd, o neşeli ruhu şad olsun... 

Cihan Demirci (AH!) 


BÜLENT KARAKÖSE'NİN ÇİZGİSİYLE SUAVİ SÜALP... 

OĞUZ ARAL'IN ARDINDAN YAZDIĞI SATIRLAR... 

Hiç kimseye yaltaklanmadan, onurlu bir şekilde kalemi ile para kazanma hatasına düşerek yaşayıp gitti Suavi Süalp. Gırgır’da birlikte çalışmayı teklif ettim. Ama ondan sonra Suavi’yi koydunsa bul yerinde. Bekle bekle Süavi gelmez. Neden sonra kapıda o güleç yüzüyle gözüktü. “Oğuz geç kaldım ama öyle espriler buldum ki, gülmekten kırılacaksın,” dedi. Ceplerini karıştırmaya başladı. Paralar filan çıktı cebinden. Neden sonra pantolonunun cebinden küçük bir kâğıt buldu. Başladı bana okumaya: “Seçme saçmalar... Senin de çekilecek bir tarafın kalmadı... İmza: Halat,”deyip gülmeye başladı. Okumaya devam etti. “Kiralık ilanlar... Haberler... Anketler... Küçük ilanlar...” Bir aralık düşündüm, bu kadar çok şey bu küçücük kâğıda sığar mı diye. Elindeki kâğıdı aniden çekip aldım. Bir de gördüm ki elimdeki kağıt bomboş değil mi? Süavi Süalp o kadar espriyi doğaçtan yapmıştı... 
(Oğuz Aral -1981)



CİHAN DEMİRCİ'NİN ÇİZGİSİYLE SUAVİ SÜALP... 

ATİLLA SOLAKER'İN ÇİZGİSİYLE SUAVİ SÜALP... 

AİLE ALBÜMÜNDEN... 

Suavi Süalp, eşi Sevgi Süalp ve oğlu Hikmet Evren Süalp ile... 



6 KASIM 1999 TARİHİNDE TÜYAP KİTAP FUARINDA GERÇEKLEŞEN "BİR MİZAH DEHASI SUAVİ SÜALP" SÖYLEŞİSİNDEN BİR ANI... KONUŞMACILAR; KANDEMİR KONDUK, CİHAN DEMİRCİ, SİNAN GÜRDAĞCIK VE SUNDER ERDOĞAN... 

1 Aralık 2016 Perşembe

ERDAL TOSUN SABAHIN 06.30'UNDA NEREYE GİDİYORDU BİLİYOR MUSUN EY KATİL ÜLKE?..

Dün yitirdiğimiz, bugün toprağa verilen sinemanın, tiyatronun "gerçek emekçi" oyuncularından sevgili Erdal Tosun bildiğiniz gibi çok pis, çok aşağılık bir kazaya kurban gitti. 1963 doğumluydu ve henüz 53 yaşındaydı. Kardeşi Gürdal Tosun 33, babası Necdet Tosun da 49 yaşında veda etmişlerdi bu kötülerin dünyasına... İki kardeş, bir baba "kısacık" hayatları boyunca hep yüzümüzü güldürmeye çalıştılar... Ben çocuk yaşta filmleriyle çok sevdiğim Necdet Tosun'u hep "renkli" arkadaşları olan rahmetli babam sayesinde 11-12 yaşlarında tanımıştım, çünkü Necdet amca babamın birlikte balığa ve ava gittiği "şişman" arkadaşıydı.

Ömrümü verdiğim "mizah" bu toplumun çoğunun sandığı gibi sadece güldürmekten ibaret değildir. gerçek ve güçlü bir mizah içinde derin bir hüznü de barındırır. O yüzden en güçlü mizah eserleri güldürmekle-hüzün arasında en sağlam köprüyü kuranlardır. 

Bakıyorum da sosyal medya cahillerinin bir kısmı çok fazla filmde oynadığı ve "ünlü" gördükleri için sevgili Erdal'ı da çok zengin sanmışlar.

Onlara ve size şu bilgiyi vermek yeter sanırım. Güzel insan Erdal Tosun, 3 gündür durmaksızın yağan felaket bir yağmurun perişan ettiği yollarda sabahın 06.30'unda keyiften ya da alemden dönmüyordu. Kendisine o saatte sıra geldiği için diyalize gidiyordu. Bunu biliyor muydunuz, şimdi içinizdeki acı daha da büyüdü mü, şu an benim yaşadığım gibi gözünüzdeki yaş yanaklarınızdan aşağı indi mi?.. Başka sözüm yok, zaten ortada hakim de yok, adalet de, savcı da, diyeceklerimin hepsi bu kadar katil ülke!!!!!

 Cihan Demirci (1 Aralık 2016- AH!)

 #ErdalTosun



3 TOSUN BİRARADA: BABA NECDET TOSUN VE İKİ OĞLU GÜRDAL VE ERDAL TOSUN, ANILARINA SEVGİYLE... 


ERDAL TOSUN (1963-30 KASIM 2016)


ERDAL TOSUN'UN DOĞUMU SONRASINDA...


4 KİŞİLİK TOSUN AİLESİ...


NE YAZIK Kİ BU DÖRTLÜDEN HAYATTA KİMSE KALMADI...





16 Kasım 2016 Çarşamba

KOMEDİ'NİN, MİZAHIN BÜYÜK USTASI CHARLİE CHAPLİN DİYOR Kİ:


Charlie Chaplin, bizim ona seslendiğimiz adıyla; "ŞARLO!"... Benim gibi bir dönemin çocukları onun sessiz filmlerinin 8 mm'lik halini izleyerek büyüdüler... 70'li yılların hemen başlarında, ilkokul çağlarımda onun ve Laurel-Hardy çiftinin birbirinden komik, sakarlıklarla dolu sessiz filmlerini duvara yansıtarak oynatan çocuklardan biriydim ben. Bu şansı bana veren babamın yakın arkadaşı Murat amcayı, rahmetli Murat Kun'u bu yüzden bir kez daha sevgiyle anıyorum. Şimdilerin internet ortamında, elinde tabletle gezen, akıllı telefonu elinden düşürmeyen çocuklarının çooooook uzağında, naif ama sağlam bir dönemdi. Sinemayı bu sessiz filmlerle sevdim daha çocuk yaşta. Abimle paylaştığım odamın kapısına "SİNEMA CİHAN" yazarak, akraba çocuklarına, teyzemin, amcamın çocuklarına, kuzenlere bu sessiz filmleri oynattım odamın duvarında. Sanki aradan 500 yıl geçmiş gibi... Sahi o günlerdeki insanlık nereye gitti, insanlık neden bu kadar dar bir alana sıkıştı, insanlık neden geniş alanda değil artık, komedi ve mizah hayatlarımızdan neden bu denli geri düştü, 500 yıl geri gittiğimiz, sanki müthiş bir teknoloji yağmuru altında, her türlü güzelliğimizi yitirip, karanlık bir 21. yüzyıl yaşadığımız için olabilir mi?.. Ne dersiniz?..

CİHAN DEMİRCİ- AH! (16 Kasım 2016)



14 Kasım 2016 Pazartesi

"AH!" BLOĞUMUZ YAYINDA!..


Cihan Demirci'nin hazırladığı "AH!" mizah bloğu yayına girmiştir... (14 Kasım 2016) 


"ALMA MİZAHIN AH'INI, ÇIKARIR SONRA MİZAHINI..." (C.D.)


MİZAH'ın sonundaki o sihirli iki harfin yani 'AH'ın peşine takılmış uzun ince bir yolda, uzun ince bir mizah yolcusuyum!.. Bu anlamda 38 yıl geride kaldı…

Bir derdim, bir sıkıntım olmasa ne işim olurdu "AH"la... Ama MİZAH bu, eğer organikse, gerçekse sonunda hep "AH" var!..

Mizahın sonunda “AH” var, AHMAK’ın ise başında, laf aramızda şunu da belirtelim ki; mizah, kendini dev aynasında gören ah’maklara boy aynası tutan bir güzelliktir!..

"AH!" MİZAH bloğu da, bundan önceki çalışmalarımda olduğu gibi mizahın sonundaki bu sihirli iki harfin izini sürecektir. Mizahın sonundaki o iki harf, yani "AH" aslında ayağına, hayatına, yüreğine, özgürlüğüne basılan insanın AH'ıdır!..

Mizahın elindeki en güçlü 2 harftir aslında "AH!" mizahın özgür, bağımsız, muhalif sesinin çığlığıdır belki de...

Dile kolay, bu topraklarda 150 yıla yaklaşan "basılı", 800 yılı bulan "sözlü" bir mizah geleneği var, istenirse bunun bile öncesi var, bu gelenek dönem dönem ağır baskılara, zulme, sansüre uğrasa da, geri düşer ya da popüler kültüre yenik düşer gibi dursa da, aslında ne mizah ne de sonundaki "AH" tükenir...

İnsan tükenir ama mizah tükenmez!..

Mizah sonundaki AH'ından aslında hep hayat bulur...

O halde yeni bir "Cihan Demirci Bloğu" olan "AH!"tan tüm gerçek mizah dostlarına, mizahseverlere, mizahçılara 'AH'LAR DOLUSU YÜREKTEN BİR MERHABA!..

“AH”IMIZ TUTSUN DİYE ÇIKTIK BU KEZ YOLA!..


CİHAN DEMİRCİ  (AH! - 14 Kasım 2016)