10 Eylül 2017 Pazar

SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...

Evrim teorisinin çıkarıldığı ders kitaplarına 
nah işareti yapan ayı girdi.

SEFER SELVİ (10 Eylül 2017-Evrensel) 

DÜNDEN BUGÜNE "ŞEREFSİZLİK" GEÇER AKÇEDİR BU ÜLKEDE!..

İşte size 2 karikatür... Birincisi Cihan Demirci'nin 12 Ağustos 1986 tarihli Fırt dergisinin 3. sayfasındaki karikatürü... Diğeri Ercan Akyol'un 7 Eylül 2017 tarihli Milliyet'teki karikatürü... Kısacası ilki 1986'da yani bundan 31 yıl önce çizilmişti, diğeri ise yeni, 2 karikatürle sağlanan özet şu ki; BU ÜLKEDE ŞEREFSİZLİK HER ZAMAN GEÇER AKÇEDİR ARKADAŞ!.. (C.D.)



ERCAN AKYOL (7 Eylül 2017-Milliyet) 


LATİF DEMİRCİ KARİKATÜRÜ...


LATİF DEMİRCİ (8 Eylül 2017-Hürriyet) 

SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...

Yeni müfredatın ders kitaplarında deprem, 
“Allah’ın kullarını imtihan etme şekli” olarak sunuldu.

SEFER SELVİ (9 Eylül 2017- Evrensel) 


BU DA SEFER SELVİ'NİN BUGÜNÜ DAHA ÖNCEDEN GÖRMÜŞ BİR KARİKATÜRÜ...


SEFER SELVİ (Evrensel) 

NUHSAL IŞIN KARİKATÜRÜ...

NUHSAL IŞIN (Facebook Sayfası)

8 Eylül 2017 Cuma

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "TÜRKİYE'NİN İLK KADIN BAKANI ÖLDÜĞÜNDE ANIMSADIĞIM BİR 'CAFER ZORLU' KARİKATÜRÜ!..

"AH" MİZAH ÖZEL- Dün yani 7 Eylül 2017'de Türkiye'nin ilk kadın bakanı olan Türkan Akyol'un 89 yaşında yaşamını yitirdiği haberini aldık... 1971 yılıydı, Türkiye talihsiz bir dönem daha geçiriyordu ve darbe gibi bir 12 Mart muhtırası yaşamıştı, bu muhtıranın ardından kurulan Nihat Erim hükümetinde ilk kez bir "kadın" bakan olmuştu. Ülke tarihinde çok önemli bir olaydı!..Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Türkan Akyol. 9 ay süren bir hükümette bakan olan Türkan Akyol daha sonra ilk kadın rektör de olacaktı. 1971 yılında Türkan Akyol'un rektör oluşunun ardından geçtiğimiz ay "AH" sayfamızda andığımız karikatürümüzün özgün ustalarından Cafer Zorlu yukarda Akbaba mizah dergisinin kapağında gördüğünüz bu anlamlı, bu unutulmaz karikatürü çizecekti. Evet bu ülke çok daha sonra 90'larda bir kadının "Başbakan" olmasını da yaşadı ama ne yazık ki o dönemde tüm olumsuzlukları gördü. 

Ayrıca şu bilgiyi de üzülerek verelim. Yazar-gazeteci ve Tüyap Kitap Fuarının yöneticisi sevgili Deniz Kavukçuoğlu, ilk kadın bakan Türkan Akyol'a ilişkin Facebook üzerinde yazdığı kısa bir yazıda, Türkan Akyol'un kamuoyunda bilinmeyen bir yönüne değiniyor, ve şöyle diyor: "... Türkiye’nin ilk kadın bakanı Türkan Akyol dün yaşama veda etti. 89 yaşındaydı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyeliği, Rektörlüğü ve XVIII. Dönem İzmir Milletvekilliği ile Sağlık ve Sosyal Yardım, Devlet Bakanlıkları yaptı. Sosyal demokrat olarak bilinirdi.12 Mart 1971 Silahlı Kuvvetler muhtırasının ardından 19 Mart’ta Nihat Erim'in kurduğu 33. Hükümette sağlık bakanı olarak görev aldı. Bu görevi 13 Aralık 1971 tarihine kadar sürdü. Bakanlar Kurulu üyesi olarak attığı son imza 6 Aralık 1971 tarihliydi. Bu imza 72 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının çeşitli nedenlerden ötürü vatandaşlıktan çıkarılmalarına ilişkin Bakanlar Kurulu kararına atılan imzaydı. Ben, bu karar sonucunda vatandaşlıktan çıkartıldım. Tam 22 yıl Türkiye’ye giremedim. Yurt özlemiyle yaşadım. Anneannemin, babaannemin, amcamın ve birçok büyüğümün cenazelerine katılamadım. Sayın Akyol’un nasıl olup da böyle bir kararı imzaladığını hiç anlamadım. Yakıştıramadım. Ne var ki o yalnız değildi. O Bakanlar Kurulu kararının altında yine sosyal demokrat bilinen Atilla Sav ve Talat Halman’ın da imzaları vardı. Sayın Akyol’un yaşama vedası bana ister istemez acı çekerek yaşadığım o 22 yılı çağrıştırdı. Bizim geleneğimizde ölünün arkasından olumsuz konuşmak yoktur.Ne diyeyim? Tanrı taksiratını affetsin. 

Bugün ise içine düştüğü gerici kuşatmada "kadın" hakları ve kadının durumu Türkan Akyol'lu o muhtıra döneminin bile çok çok gerisindedir... "Kadın insan mıdır?" tartışmaları yapılan Suudi Kafası ülkenin zihniyetine artık hakim olmuştur. Kadın bakanlıkları da bu yüzden göstermelikten öte bir anlam taşımamaktadır. Zira bugünün "Yeni Türkiye"sinde kadın sadece hem dıştan, hem de içten kapanmakla, çocuk doğurmakla, dayak yemekle, tecavüze, tacize, hakarete, aşağılanmaya uğramakla, ezilmekle, ve badem egemen toplumda tutunabilmek için bir "süs bitkisi" gibi arka planda yaşamakla meşgul!!!.. Kısacası sevgili Cafer Zorlu'nun Mustafa Kemal Atatürk'ün büstüne "öpücük" kondurduğu günlerin de çok gerisindeyiz artık, o zavallı Atatürk büstlerinin ülkede geldiği son perişan hali ise hiç sormayın!.. (Cihan Demirci)


6 Eylül 2017 Çarşamba

"SİNEMAMIZIN GÜLEN YÜZÜ CEVAT KURTULUŞ"U ÖLÜMÜNÜN 25. YILINDA CİHAN DEMİRCİ'NİN YAZISIYLA ANIYORUZ...

Cevat Kurtuluş... Sessizce gideli tam 25 yıl geçmiş aradan... Onu en son Mizahhaber'de anmıştım... 6 Eylül 1992'de, 70 yaşındayken yitirmiştik onu... Ölüm yıldönümlerinde bile pek kimsecikler tarafından anımsanmasa da hala ekranlarda dönen filmleriyle, sinema tarihimizin tozlu sayfaları arasında asla unutulmayacak bir yüz ve bir mimik ustası... Gerçek bir Yeşilçam emekçisi... Çocukluk yıllarımın o unutulmaz, içimizi ısıtan, yüzümüzü güldüren, sevimli ve naif komedyenlerinden biri... Cevat Kurtuluş, 1922 Ankara doğumludur. Gençlik yıllarında Ankara'da Opera Korosunda çalışarak adım atmış sanat hayatına. Ardından 40'lı yıllarda gazinolarda özellikle "taklit" ağırlıklı şovlarla komedyenlik yapmış. 1947'de İstanbul'a gelerek Yeşilçam'a adım atmış, özellikle 60'lı ve 70'li yıllarda film üzerine film çevirmiş, dönemin kalabalık kadrolu komedilerinde karşımıza genellikle o unutulmaz tiplemesi "Aptal Uşak" rolüyle çıkmış. 


Cevat Kurtuluş o müthiş yüzü ve mimikleriyle bizi güldürse de aslında bence müthiş hüzünlü bir yüze sahipti, mizahla-komediyle uğraşan pek çok kişi gibi sanırım çok da neşeli bir hayatı olmadı. Zira yaşamını zar-zor sürdüren tam bir sinema emekçisiydi. Müthiş naif bir insandı. Cevat ağabeyle 80'li yılların başlarında tanışmıştım. O dönemin hemen öncesinde, 70'li yılların sonlarında Öztürk Serengil'in sunduğu "Gülünüz Güldürünüz" adlı taklitlere dayalı komedi programında yer almıştı. 1 Mart 2010 tarihinde Beşiktaş Belediyesinin Abbasağa Parkında düzenlediği "Ustalara Saygı" gecelerinden birinde, Ortaköy Kültür Merkezinde "Yeşilçamın Neşe Kaynakları" başlığı altında Yeşilçam komedyenlerini anı ve anekdotlarla anarken onu da anmıştık... 

Ama benim onunla unutmadığım bir anım var. 80'li yılların ortaları filan olmalı. İstiklal Caddesinden çıkmadığımız günler, zaten oralara yakın bir işyerinde çalışıyorum. Tam da Sinema-TV'ye öğrenci olarak girdiğim dönemler. İstiklal'de bir gün koştururken Cevat ağabeyle karşılaştım, dalgın mı dalgın bir halde yürüyordu. Aslında onunla komedi filmleri üzerine hazırlamayı düşündüğüm bir okul ödevi için konuşmak da istiyordum. Merhabalaştık. Derken Cevat Kurtuluş'a, bir ara buluşup özellikle Yeşilçamın 60'lı, 70'li yıllarını konuşacağımız bir söyleşiden bahsettim. Çok hoşuna gitti ve haberleşmek için benim telefonumu almak istedi. "Tabii" dedim, tam numarayı vereceğim. Cevat Kurtuluş, elini pardesüsünün iç cebine soktu ve o dönemler on parçalık çikolataların içinden çıkan kocaman bir kartonu cebinden zorlukla çıkardı. Şaşırmıştım... Sonra dikkat edince, cebe bile zorlukla giren bu büyük çikolata kartonunun üzerinde pek çok kişinin adının ve telefonunun yazılı olduğunu gördüm ve güldüm. Telefon defteri büyükçe bir çikolata kartonuydu anlayacağınız!.. Büyük olasılıkla "Alem adamsın Cevat ağabey" dedim ve karşılıklı gülüştük. Numaramı o kartonda boş bulduğu bir yere yazdı ve gene pardesüsünün iç cebine zorlukla soktu. Biz ne yazık ki daha sonra buluşamadık ve zaten bir kaç yıl sonra da onu yitirdik ama bu anıyı unutamam. 

Ne zaman yolum İstiklal'e düşse, Beyoğlu çikolatası diye ünlenen çocukluğumun o "Besler" çikolatasının benzerinden bir parça alsam, gözüm vitrindeki büyük 10'luk paketlere takılır ve Cevat ağabeyin iç cebindeki o telefon kartonu aklıma gelir, gülümserim...

Cevat Kurtuluş bu ülkenin çilesini çekmiş pek çok emekçi yeteneği gibi yeterince değerlendirilememiş bir mimik ustası komedyendir ve 25 yıldır Feriköy Mezarlığında sessizce yatmaktadır... Yüzümüzü güldürmüş bu güzel yüreğe, ölümünün 25. yılında mimikler dolusu sevgilerimle...

CİHAN DEMİRCİ - AH! (6 EYLÜL 2017)


CEVAT KURTULUŞ'un MİMİKLERİ: Video için link adresi: https://www.youtube.com/watch?v=FTGYwUk016k


MUSA KART KARİKATÜRÜ...


MUSA KART (6 Eylül 2017-Cumhuriyet) 

28 Ağustos 2017 Pazartesi

ÇOCUK VE GÜLMECE EDEBİYATININ USTA İSMİ MUZAFFER İZGÜ SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI!..



Çocuk ve Gülmece-Mizah Edebiyatının büyük ustası Muzaffer İzgü, bir süre hastanede tedavi gördükten sonra kemoterapiyi reddederek evinde dinlenmeye çekilmişti. 29 Ekim 1933 doğumlu olan, Cumhuriyet'in 10. yılında doğan Muzaffer İzgü, 26 Ağustos 2017 Cumartesi günü İzmir'deki evinde yaşama veda etti. Ölümden bir kaç gün öncesinde Yeni Asır adlı gazetenin "Ünlü Yazar ölümü seçti" başlığıyla yayınlanan çirkin başlıklı haberi doğru-dürüst okumayan bir kitle son yıllarda çok fazla yaşandığı gibi gülmece ustasını Facebook üzerinde öldürdüler, bunların içinde yazar-şair cinsinden insanların da olması işin başka bir trajik yanıydı. Oysa o gazete "öldü" demiyor, kendisine yakışacak düzeyde çirkin bir başlıkla daha çok okunma peşinde koşuyordu!.. Muzaffer İzgü'nün yorgun ve hasta bedeni bu haberin bir kaç sonrasında yaşama veda etti. Bu süreçte pek çok insanın taziye için evini aradığını sonradan öğrendik. Sonuçta hayatını çocuklara adamış, gülmece-mizah edebiyatı ağırlıklı başladığı yazarlık serüveninde ağırlığı çocuk edebiyatına vermiş, 150'yi aşan kitap yayınlamış, çok üretken, emekçi, çalışkan bir yazarı yitirdik. 28 Ağustos Pazartesi günü İzmir'de toprağa verilen Muzaffer İzgü ölmeden önce ardından; "Doğdum, okudum, düş kurdum, yazdım, gidiyorum" denmesini istemişti. İzgü'nün bir cümlesi de şuydu: "Unutmayın çocuk okuru olmayanın, yetişkin okuru da olmaz!.." Hayatını çocuklara adayıp çok uzun yıllar gitmediği okul kalmayan, ülkeyi karış karış gezerek çocuk kitapları aracılığıyla çocuklarla buluşan gülmece ustasını sevgiyle uğurluyoruz...



1933 Adana doğumlu Muzaffer İzgü, 1978 yılında İzmir'e yerleşti ve 40 yılı bulan bir süredir İzmir'de yaşıyordu. Muzaffer İzgü gibi mizah ve çocuk edebiyatı içersinde yazarlık ve çizerliğini sürdüren ve Muzaffer İzgü ile 30 yılı aşan bir dostluğu paylaşan meslektaşı mizah yazarı-karikatürcü Cihan Demirci'nin onun ardından "DAMDAKİ MİZAHÇI" adlı bloğunda yazdıklarını okumak için link adresi: http://damdakimizahci.blogspot.com.tr/2017/08/cihan-demirci-30-yili-askin-srue.html

25 Ağustos 2017 Cuma

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "KARİKATÜRÜN ÖZGÜN USTALARINDAN CAFER ZORLU'YU 5. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANARKEN..."

Karikatürümüzün özgün ustalarından biriydi; Cafer Zorlu... Soyadı gibi "Zorlu" bir hayatın içinden geldi, tıpkı yakın çalışma arkadaşı Zeki Beyner gibi. O zorlu hayatın içinden gelip karikatüre tutundu ve karikatürle soluk alıp, karikatürle yaşadı. Yapmadığı iş kalmamış biri olarak 30 yaşından sonra karikatürle var oldu hayatta. İlk karikatürü 1957'de Dolmuş'ta yayınlandığında 31 yaşındaydı. Bu çok rastlanan bir durum değildir. Bugün artık örneği kalmamış benzersiz bir maceranın uzun soluklu çizeri olarak, çizdi, çizdi çizdi. Pek çok dergide ve gazetede... Kitaplarını kendi olanaklarıyla, içlerine bizzat, birinci elden aldığı reklamlar sayesinde kendi kendine bastırdı. Her karşılaşmamızda kendi olanaklarıyla bastırdığı kitapları bize heyecanla imzaladı. Çocuksu bir aşkla sevdi karikatürü de mizahı da. Doğru olan da buydu zaten, zira en parlak dönemlerinde bile meslek dahi olamamıştı bu ülkede karikatürcülük. Adı özellikle de "Akbaba" dergisinin karşısına yazıldı. Zira Cafer abi, "Akbaba" gibi bu nankör toprakların en uzun ömürlü dergisine derginin 31 Aralık 1977'deki hazin sonuna dek ömür verdi. Derginin Zeki Beyner'le birlikte demirbaşı olarak karikatür tarihimize yazıldı. 


Onunla tanışmanın ötesinde birlikte çalışma heyecanını yaşamış, pek çok kez birlikte özel zamanların içine şahit yazılmış biri olarak özü, sözü bir abimizdi Cafer abi. Onunla sohbet ederken de, kafa çekerken de, dertleşirken de, çok sevdiği semti Karagümrük'te buluşurken de, an gelip röportaj yaparken de karşımda hep harbi ve dobra biri vardı... Bu dirençli abideyi, 86 yaşındayken, 24 Ağustos 2012 tarihinde yitirdik. Artık ne onun dönemine benzer bir dönem var buralarda, ne de o denli bir karikatür ve mizah ortamı. "İyi ki seni tanımışım, iyi ki dostluğunu paylaşmışım" dediğiniz kendine özgü, kimselere benzemez, size hayatın aslında ne olduğunu öğreten ustalardan biri olarak sevgili Cafer Zorlu ağabeyimi 5. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgiyle anıyorum, annadın mıııı?..(Onun cümle sonu sözüyle! :) 

Cihan Demirci - AH / MİZAHHABER


(Yukarda gördüğünüz etkili, siyah beyaz Cafer Zorlu portre fotoğrafı; Sadık Üçok arkadaşımızındır, objektifine sağlık.)







CAFER ZORLU'NUN "ZORLU" ÖZGEÇMİŞİ...

1926 yılında İnegöl'de doğdu. Annesinin ölümünden sonra 1939 yılında İstanbul'a geldi. Terzi, berber, kahveci, tornacı çıraklığı, garsonluk bulaşıkçılık gibi çeşitli işlerde çalışarak hayatını kazandı. Kahvelerde karakalem resim ve portreler yaptı. Ama aklında hep karikatürcü olmak vardı. Ancak hayatın zorlukları içinde çalışmak zorunda kaldığı işler karikatür konusundaki hayalinin gerçekleşmesini hep erteletti. Mahmutpaşa'da açtığı hırdavatçı dükkanının kapanmasından sonra karikatüre başlama olanağını buldu. Çizdiği eskizleri Altan Erbulak'a göstererek karikatür çizgilerinin gelişmesini sağladı. İlk eseri 1957'de Dolmuş dergisinde yayınlandı. Bu yıllarda Taş Karikatür dergisinde karikatür çizmeye başladı. Bunu Akbaba dergisi Tercüman, Hürriyet, Milliyet gazetelerindeki spor konulu karikatürleri izledi… Spor Karikatürleri ile T.Gazeteciler Derneği ve Türkiye Spor Yazarları Derneği ödüllerini yıllarca üst üste kazandı. Emekli olduktan sonra meslek hayatı içinde çizmiş olduğu seçilmiş karikatürleri dört ayrı kitapta topladı.

Akbaba dergisindeki patronu Yusuf Ziya Ortaç Cafer Zorlu'yu Bizim Yokuş adlı yapıtında şöyle anlatır : "(…) Cafer sandalyeleri yataklaştırmada son derece ustadır. Ayaklarını uzatır, diz kapaklarını hafifçe büker, masayı dayanak yapar ve arkaya doğru yaslanır . Arkadaşların odasında, dört bacağı sarsak ne kadar sandalye varsa – ki hepsi öyledir sanırım- Cafer'e karyolalık etmektedir. E herifin adı Zorlu, zora sandalye mı dayanır? …Apartmanı yıkmadığı için teşekkür! (…) Rüyasında bile karikatür çiziyordu galiba. Karikatür onun için iş değil şehvetti!."



CAFER ZORLU USTADAN BİR KAÇ KARİKATÜR... 






Cihan Demirci ve Cafer Zorlu... (22 Ocak 2008 tarihinde Saraçhane'deki Karikatür ve Mizah Müzesinde Cihan Demirci'nin gerçekleştirdiği "Zeki Beyner Söyleşisi"nin ardından...)

CİHAN DEMİRCİ SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜYLE 27 AĞUSTOS'TA KARTAL'DA...

Mizah yazarı-karikatürist, şair, mizah tarihi araştırmacısı Cihan Demirci Kartal Belediyesinin düzenlediği "Kartal'da Yaz'ın Sanat Edebiyat Çadırı" etkinliklerinin son günü olan 27 AĞUSTOS PAZAR günü, saat:16'da; içinden hayat, edebiyat, mizah, karikatür, şiir, neşe, hüzün, zaman ve ülke geçen bir CİHAN DEMİRCİ SÖYLEŞİSİ ve ardından İMZA GÜNÜ ile Kartal'da...


HABER LİNKİNE TIKLAYINIZ: http://damdakimizahci.blogspot.com.tr/2017/08/cihan-demirci-27-agustosta-kartalda.html