16 Nisan 2018 Pazartesi

CİHAN DEMİRCİ, SİZİ 70'Lİ YILLARDA MİZAH DOLU, ÇOCUKSU BİR YOLCULUĞA DAVET EDİYOR!.."

Çocuk, gençlik ve mizah edebiyatının usta ismi Cihan Demirci, 1978'de adım attığı yazar-çizerlik serüveninde 2018'de 40. yılı geride bırakırken, 40. yılı anısına özel kitaplar yayınlamaya başladı. Tarihçi Kitabevinden 14 Nisan'da yayınlanan "70'LERDE ÇOCUK OLMAK" da o özel kitaplardan biri, yazar-çizer Cihan Demirci'nin 50. kitabı... Bakın arka kapağında neler yazıyor... 

"... Bizim çocukluğumuzda, çocuklara sıkça sorulan, günün moda sorusu şuydu: "Büyüyünce ne olacaksın bakiim yavrucum?.." Gerçi aynı soru hâlâ soruluyor ya neyse... Sanırım henüz 9-10 yaşlarında filandım... Evimize eşiyle misafirliğe gelen bir amca bana gene bu soruyu sormuştu. Ben de o dönemde çocukluğun keyfine öylesine kaptırmıştım ki kendimi, o amcaya şu yanıtı vermiştim: "Valla amca, ben çocukluğu çok sevdim, o yüzden büyüyünce de çocuk olucam!.." Bu muzip yanıtı o günden beri aklımdan hiç çıkarmadım. Mizahçı olacağım aslında o yanıtta gizliymiş ya neyse... Çocukluğumda acılar, sıkıntılar, üzüntüler yaşamadım mı, tabii ki yaşadım, belki fazlasıyla ama çocukluk öylesine büyülü ve tertemiz bir dünyaydı ki, tüm bu üzüntülü anların önüne geçen hep neşe, keyif, haz ve mutluluk olmuştu benim için..."

Böyle diyor 2018'de yazar-çizerlik serüvenindeki 40. yılı geride bırakan, elinizde tuttuğunuz kitapla yayınlanan 50. kitabına ulaşan mizah ustası Cihan Demirci, kitabın girişindeki önsöz yazısında. Günümüz çocukları, artık çok hızlı akan, teknolojik ve hiperaktif bir hayatın baş döndüren koşturmacası içersinde çocukluklarını yaşamaya pek de zaman bulamıyorlar. Çocukluk süresi her geçen gün daha da kısalıyor...

Mizah, çocuk ve gençlik edebiyatımızın üretken ve usta kalemi Cihan Demirci, yazar-çizerlik serüvenindeki 40. yılının anısına kaleme aldığı “70’lerde Çocuk Olmak” adlı bu çok özel kitapta, sizleri 1970’li yılların İstanbul’unda, kendi çocukluğundan ve ilk gençlik döneminden kalma anılar denizinin içine davet ediyor...

Bir mizah ustasının sizi 70’li yılların Türkiye’sinde gezdirecek, kimisi komik, kimisi neşeli, kimisi hüzünlü, kimisi ilginç, siyah-beyaz yıllara ait olsa da birbirinden renkli çocukluk anıları, ilkokul, ortaokul ve lise yıllarını kapsıyor. 1969’un sonlarından 1979’un sonlarına dek 10 yıllık bir süreçte dolaşmaya hazır mısınız?.. Anılarla sınırlı kalmayan, bize bir dönemi de anlatan bu kitap, 70’li yılların yaşamına dair özel bilgilerle bir rehber tadı da taşıyor ve bizi 70’li yıllarda çocuk olmanın ruhuna doğru benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor...

"70'LERDE ÇOCUK OLMAK" TANITIM SÖYLEŞİSİ VE İMZA GÜNÜ 28 NİSAN'DA TARİHÇİ KİTABEVİ'NDE...

Cihan Demirci, "70'lerde Çocuk Olmak" adlı kitabının tanıtım söyleşisini ve imza gününü, 28 Nisan 2018 Cumartesi günü, saat:16'da, kitabın yayıncısı olan Tarihçi Kitabevi'nin Kadıköy Moda Caddesindeki mekanında gerçekleştirecek.  

KİTAP BİLGİLERİ: 
"70'LERDE ÇOCUK OLMAK - Cihan Demirci - Tarihçi Kitabevi - 
1. Basım: Nisan 2018- 240 Sayfa- 26 TL 


PAT BAGLEY KARİKATÜRÜ...


IŞİD KARŞITI KOALİSYON!

PAT BAGLEY (CagleCartoons) 

14 Nisan 2018 Cumartesi

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "ABSÜRD MİZAHIN ÜLKEMİZDEKİ ÖNCÜSÜ, MİZAH DEHASI SUAVİ SÜALP'İ ÖLÜMÜNÜN 37. YILINDA SEVGİ VE ÖZLEMLE ANIYORUZ..."


Bugün günlerden gene SUAVİ SÜALP... Ustamızı yitireli 37 yıl geçmiş, dile kolay... Absürd Mizahın bu ülkedeki öncü ismi olan Suavi Süalp'i ölümünün 37. yılında sevgi ve özlemle anıyorum... 14 Nisan 1981'de henüz 55 yaşındayken yitirdiğimiz Suavi Süalp, 50'li yıllardan başlayarak kendine özgü bir mizahın yaratıcısı olarak mizahımıza getirdiği yeniliklerle özellikle 60'lı ve 70'li yıllarda mizahımızı derinden etkilemiş, damgasını vurmuş büyük bir mizah ustasıdır. Hem yazar, hem çizer olarak tek kişilik bir mizah ordusu gibi çalışan, 1972'de tek başına hazırladığı "Salata" mizah dergisiyle Gırgır mizahının da doğuşuna yol açan, sadece mizah dergilerine, gazetelere değil, komedi oyunlarıyla tiyatromuza ve senaryolarıyla sinemamıza da katkıda bulunan, absürd mizahın öncüsü Suavi Süalp 1954'te TEF'le başlayan, Akbaba, Salata ve Gırgır ile doruklara çıkan dergi serüvenini, 1981'de Ses Dergisinin Atmaca mizah ekinde noktalamış oldu. 


Onun mizahıyla çocuk yaşta okuru olduğum "Salata" dergisiyle tanışmıştım. Beni çarpmıştı, çünkü henüz ilkokul 4. sınıfa giderken evde defter sayfalarından kendi kendine mizah dergileri yapan tuhaf bir çocuk olarak, okumaya başladığım 16 sayfalık bu derginin tamamını, Suavi Süalp'in tek başına yaptığını görmüş, müthiş etkilenmiştim. Sonuçta benzer bir yolun yolcusuydum... 1972'de Gırgır'ı çıkaran Oğuz Aral, 1 yıl sonra onu Salata'dan transfer ederek, Gırgır'ın da ilk yazarı yapacaktı. Mizah camiası her anlamdaki "Baba" görüntüsü nedeniyle ona hep "Suavi Baba" dedi. 1972'de dergisiyle okuru olduğum Suavi Baba ile 1979'da kısa bir süre, sırf onunla tanışmak adına girdiğim Karakedi mizah dergisinde tanışmıştım. 2 yıl sonra onu erken bir yaşta aniden yitirdik ama 1982-1986 yılları arasında çalıştığım Güldürü Üretim Merkezi, hazırladığı tüm mizah sayfalarında ve mizah eklerinde onu yaşattı. Suavi Baba, sanki bizimleydi ve yaşıyordu. Bunun en önemli nedenlerinden biri Suavi Süalp'in mizah anlayışından çok etkilenmiş, onun yanında mizaha adım atmış Kandemir Konduk'un GÜM'ün Müjdat Gezen'le birlikte iki yöneticisinden biri olmasıydı. 

Erken yaşta ölümü bana dert olan bu mizah dehası için bir şeyler yapılmalı düşüncesiyle, önce 1989'da çalıştığım "Mazete" adlı mizah ekinde ona özel bir mizah eki hazırladık. Bu beni kesmedi ve oturup tam 10 yıllık bir çalışmanın ardından 1999 yılında yayınladığım "Bir Mizah Dehası Suavi Süalp" adlı biyografi-anı kitabıyla onun bu coğrafyada mizaha kattıklarını, öncü halini, pek çok arkadaşının, meslektaşının tanıklıklarıyla, anı ve anekdotlarla gün ışığına çıkarmaya çalışmıştım. Bu kitabın söyleşisini hem İstanbul Kitap Fuarında, hem de İzmir Kitap Fuarında yaptık. Kitap tez çalışmalarına konu oldu. Henüz Tarihçi Kitabevinden bugün çıkan "70'lerde Çocuk Olmak" adlı 70'lerdeki çocukluk anılarımı anlattığım yeni kitabımda özellikle "Çocukluğumun Düğün Salonları" adlı bölümde 70'lerdeki düğünleri anlatırken ustam kabul ettiğim Suavi Süalp'e ve mizahına da değindim bir kez daha. Onu her fırsatta yaşatmak bana moral veriyor... 

Hem erken yaşta ölmesi hem de su içer gibi kendini kasmadan rahatça yaptığı o doğal mizahın ona verdiği aşırı mütevazı hâl nedeniyle ne yazık ki epeyce karambole gitmiş bir usta olan Suavi Süalp 14 Nisan 1981'de veda etmişti dünyaya ve gittiğinde henüz 55 yaşındaydı... Suavi Süalp'in doğum günü de, tıpkı ölümü gibi gene bir Nisan günüdür, 23 Nisan'dır... Yüzümüzü hep güldürmüş, kendine özgü bir mizahın yaratıcısı olarak, özelllikle 50'li yıllarda mizahımıza getirdiği yeniliklerle 60'lı ve 70'li yıllarda mizahımızı derinden etkilemiş Suavi Süalp'in özellikle "Seçme Saçma Sözler" ile açtığı kapı çok önemlidir, şahsen o kapıdan girerek, 80'li yılların mizahında yeni denemeler arayışı içersinde kendine yol bulan bir kaç mizahçıdan biri olabildiysem dünya mütevazısı Suavi Süalp ustanın bunda katkısı büyüktür. Mizahta yeni bir dönemin habercisi olmuş, Absürd mizaha sessiz-sedasız öncülük etmiş, yaşamı boyunca tıpkı bugün benim gibilerin yaşadığı gibi yayın dünyası içinde çok "kazıklar" yemiş, epeyce hakkı yenmiş olan Suavi Süalp ustamı 37. ölüm yıldönümünde bir kez daha sevgiyle anıyorum... O absürd, o neşeli ruhu şad olsun... 

Cihan Demirci (AH!)


ÖLÜMÜ ARDINDAN SON ÇALIŞTIĞI DERGİ OLAN SES DERGİSİNİN "ATMACA" MİZAH EKİNİN KAPAĞI... 

ÇİZGİ: SİNAN GÜRDAĞCIK 



OĞUZ ARAL'IN ARDINDAN YAZDIĞI SATIRLAR... 

Hiç kimseye yaltaklanmadan, onurlu bir şekilde kalemi ile para kazanma hatasına düşerek yaşayıp gitti Suavi Süalp. Gırgır’da birlikte çalışmayı teklif ettim. Ama ondan sonra Suavi’yi koydunsa bul yerinde. Bekle bekle Süavi gelmez. Neden sonra kapıda o güleç yüzüyle gözüktü. “Oğuz geç kaldım ama öyle espriler buldum ki, gülmekten kırılacaksın,” dedi. Ceplerini karıştırmaya başladı. Paralar filan çıktı cebinden. Neden sonra pantolonunun cebinden küçük bir kâğıt buldu. Başladı bana okumaya: “Seçme saçmalar... Senin de çekilecek bir tarafın kalmadı... İmza: Halat,”deyip gülmeye başladı. Okumaya devam etti. “Kiralık ilanlar... Haberler... Anketler... Küçük ilanlar...” Bir aralık düşündüm, bu kadar çok şey bu küçücük kâğıda sığar mı diye. Elindeki kâğıdı aniden çekip aldım. Bir de gördüm ki elimdeki kağıt bomboş değil mi? Süavi Süalp o kadar espriyi doğaçtan yapmıştı... 
(Oğuz Aral -1981)




CİHAN DEMİRCİ'NİN ÇİZGİSİYLE İKİ AYRI 
SUAVİ SÜALP... 

 

AİLE ALBÜMÜNDEN... 

Suavi Süalp, eşi Sevgi Süalp ve oğlu Hikmet Evren Süalp ile... 



6 KASIM 1999 TARİHİNDE TÜYAP KİTAP FUARINDA GERÇEKLEŞEN "BİR MİZAH DEHASI SUAVİ SÜALP" SÖYLEŞİSİNDEN BİR ANI... KONUŞMACILAR; KANDEMİR KONDUK, CİHAN DEMİRCİ, SİNAN GÜRDAĞCIK VE SUNDER ERDOĞAN... 


9 Nisan 2018 Pazartesi

KARİKATÜRÜMÜZÜN KURUCU İSMİ CEMİL CEM 68. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE DE KADIKÖY'DEKİ SOKAĞINDA HÂLÂ YAŞATILAMIYOR!..

 2007 yılında yayına geçen MİZAHHABER adlı mizah kütüphanesi kıvamındaki internet bloğumuz, hiçbir açıklamaya bile gerek görülmeden 6 Ekim 2016'da OHAL kapsamında kapatılana dek; 2007-2016 arasında her yıl yazmaktan yorulduğum ama Kadıköy'ün bu anlamda bir arpa boyu yol bile alamadığı acı bir belediyecilik gerçeğidir CEMİL CEM ustanın sokağında çektiği çile!..

Bu topraklarda karikatürün kurucu ismi olan "Cemil Cem" (1882-1950) ustanın adını Google'a yazıp arama yaparsanız, Cihan Demirci tarafından Mizahhaber'de yıllarca yazılmış pek çok yazıya, habere rastlarsınız. Bu satırların yazarının dilinde tüy bitmiş olsa da ne yazık ki, karikatürümüzün kurucu ismi sayılabilecek Cemil Cem'in 68. ölüm yıldönümü olan 9 Nisan 2018 tarihinde de, Kadıköy'de sözde adını taşıyan sokak hâlâ ve hâlâ "CEM SOKAK" adını taşımaktadır.

Kadıköy'de tramvayın geçtiği bu daracık Moda sokağına gidip, oradan geçenlere bir sorun bakalım "Cem" deyince bir kişi de çıkıp "Cemil Cem" diyebilecek midir?.. Eski belediye başkanı Selami Öztürk döneminde sayısız girişimimiz olmuştur. Cemil Cem, ömrünün son yıllarını bu sokaktaki bir evde geçirdiği için sokağa adı verilmiştir ama o isim verilmesi sırasında sokağın adı "Karikatürcü Cemil Cem Sokağı" ya da "Cemil Cem Sokağı" olması gerekirken sokak sadece "Cem Sokağı" adını almıştır. Hangi Cem gel de anla. Hani sokak girişlerinde iki satır bir bilgi olsa, çok mu zordur bu, evet ülkemizdeki belediyecilik anlayışı içinde çok zordur... 


Selami Öztürk döneminde ısrarlı çabalarımız sonucunda sokağın adının "Cemil Cem" olacağını sandığımız bir girişim oldu, Karikatürcüler Derneği üyeleri olarak, sokakta Cemil Cem'in zamanında yaşadığı sonrasında restaurant olan mekanın bahçesine dolduk ama baktık ki, yapılan tören sadece binanın girişine "Cemil Cem Bu Evde Yaşadı" gibi bir plaket koymaktan ibaretmiş. Üstelik mekan bahçeli ve sokaktan geçen hiç kimsenin bu yazıyı görmesine olanak bile yok. Bu yapılan eski başkan Selami Öztürk dönemine uygun göstermelik bir hareketti. Ama o gitti ve yerine 20 yıl sonra başka bir başkan geldi.... Umutlanmıştık... Ama o daha da fos çıktı!.. Aradan 4 yıl daha geçti... Gelelim bugüne... Yeni başkan Aykurt Nuhoğlu daha göreve gelmeden aday adayı iken tanıştığımızda kendisine bu konuda bilgi vermiştim. Göreve geldikten sonra da karikatür ve mizahla ilgili pek çok konuda önerilerim olduğu gibi bu konuda da oldu. Hatta o zaman bu öneriyi ciddiye alan Belediye Kültür Komisyonu başkanı Ümit Demirtaş da iyi niyetle hemen bu konuda çalışmaya da başladı. Çok basit bir işti. Sokağın adı, hak ettiği gibi "Cemil Cem Sokağı" olacaktı. Cemil Cem'le ilgili iki satır bilginin yer aldığı bir plaket sokağın girişine asılacaktı. Ama yapılamadı, pek çok şey gibi bu da öylece kalakaldı. Aykurt Nuhoğlu bununla da kalmadı. Kendisine önerdiğim "Kadıköy Mizah ve Karikatür Müzesi"ni, ne yazık ki benim devreye sokarak büyük hata yaptığım Karikatürcüler Derneği ile bir olup sadece "Karikatürevi" yapabildi. 


Başkan olduktan sonra beni kendisi çağırdı, gittim. Önerilerimi bir kez daha anlattım. Yanda 23 Mayıs 2014 tarihine ait o buluşmanın fotoğrafını görüyorsunuz. Ama ona önerdiğim hiçbir şey dikkate alınmadı. Bu yüzden son 4 yıldır kendi ilçemde yabancı gibi yaşıyorum. Benim önerimle ilgisi olmayan bir Karikatürevi beni dışlayarak açıldı. Başkanı protesto ettiğim Karikatürevi'ne hiç gitmedim ve bu başkan var olduğu sürece de gitmeyeceğim!.. Oysa benim önerim çocuklara karikatür dersi vermenin çok ötesinde, mesleki bir kurum yaratabilmekti. Biz karikatürcülerin-mizahçıların asıl ihtiyacı olan şey buydu çünkü. Böyle bir kurum Kadıköy'e çok yakışırdı ama yeni başkanın da çapı yetmedi bu işlere. Oysa bu ülkede karikatürün ve mizahın en ağır baskı dönemini yaşamaktayız. Saraçhane'de bulunan Karikatür ve Mizah Müzemiz yıllar önce iktidar tarafından yok edildi, kendisine Tepebaşında göstermelik bir merkez verilen Karikatürcüler Derneği bu anlamda iktidarın büyükşehir belediyesine teslim oldu ve yıllardır hiçbir konuda gıkı çıkmaz halde. Her anlamda sinmiştir ne yazık ki. Özellikle son yıllarda mesleki bir örgüt olmanın tüm özelliklerini yitirmiş, kurucularının da kemiklerini sızlatmaktadır. Karikatürcü Musa Kart arkadaşımız 1 yıla yakın hapis yatar, önemli bir üyesi olan arkadaşımız için iki satır üzüntüsünü bile dile getirmez. Çünkü düzenin sıradan bir şekilde esiridir artık bu dernek... 


Bu coğrafyada karikatürün kurucu ismi diyebileceğimiz usta çizer CEMİL CEM'in 68. ölüm yıldönümünde sokağa onun karikatürlerini koymuş Kadıköy belediyesi. Ama bu makyaj yapılamayan bir sokak ismi değişikliğinin üzerini bizim için örtmez. Konuyla ilişkisi olmayanlar tav olabilirler bu yapılana. Ama yapılan ne yazık ki göstermeliktir. Belediye başkanı bu anlamda büyük bir hayal kırıklığıdır.. Oysa Cemil Cem sokağı konusunu çok basit bir iş olarak görmüştü kendisi. Hatta atadığı Kültür Müdiresi de aynı şekilde, bu çok basit bir iş demişti bana 4 yıl kadar önce. Hemen hallederiz demişti. Ama tüm laflar palavra çıktı. Başkan Nuhoğlu, iktidar kızgınlığı nedeniyle kendisine değil, partisine verilen oyları sürekli aşağı düşürmekten öte bir şey yapmıyor. Tam bir memur!.. Göstermelik işler yaparak süresinin dolmasını bekleyen biri... 


Karikatürümüzün kurucusu sayılacak özelliklere sahip, ömrünün son yıllarında kendini resme veren, dünya üzerinde belki de kendi adını taşıyan bir dergi çıkaran ilk karikatürcü olan (CEM adında bir dergi çıkarmıştır zira) bu büyük ustanın 68. ölüm yıldönümünde pek başka bir şey söylemek yazmak ve paylaşmak istemiyorum. Zira canım yılardır sıkkın... 42 yıldır yaşadığım ilçem Kadıköy'de her şey göstermelik, her şey yalan... Kültür-sanata çok önem veriliyormuş gibi bir kötü oyun oynanıyor sadece. Giderek karikatürcülere-mizahçılara cehennem haline gelen, karikatürcünün insan yerine bile konulmadığı, her geçen gün birinin işinden olduğu, düşünceye düşman bir ülkede böylesi bir durumun iktidardan da değil üstelik muhalefetten gelmesi insanı daha da üzüyor, yaralıyor. İçimizde zaten her konuda bir yara var bu ülkede... 


Benim gibi bir delinin de inanın bunlar belki son çabaları, zira gerçekten artık boşa kürek sallamaktan yorgun ve bitkin haldeyim... Bu ülke mizahçısını asla sevmedi, sevmiyor, çok açık, ama gidecek başka bir yerimiz de yok... Talihsizliğimiz böyle bir ülkede dünyaya gelmemiz, Bu sadece Cemil Cem'in değil, mizahı ciddiye almış tüm gerçek mizah ustalarının talihsizliğidir... 9 Nisan 1950 tarihinde, 68 yaşındayken dünyaya veda eden 1882 doğumlu Cemil Cem ustayı ölümünün 68. yılında yani hayata veda ettiği yaşta bir kez daha buruk bir şekilde anıyorum... Ruhu şad olsun... Tabii bu şekilde ne kadar olabilirse?..

CİHAN DEMİRCİ- AH MİZAH! (9 Nisan 2018)





1927 yılından bir CEMİL CEM karikatürü... 


7 Nisan 2018 Cumartesi

MUSA KART KARİKATÜRÜ...


MUSA KART (7 Nisan 2018-Cumhuriyet) 

HALİT ŞEKERCİ KARİKATÜRÜ...

HALİT ŞEKERCİ (6 Nisan 2018-Facebook Sayfası) 

HÜRRİYET'İN SATIŞI SONRASINDA İLK KURBAN KARİKATÜRCÜ LATİF DEMİRCİ OLDU!..

Karikatürümüzün yüz akı isimlerinden biridir Latif Demirci arkadaşımız... Oğuz Aral ustamızın yanında yetişip Gırgır, Fırt'ın en parlak yıllarında çizen Latif Demirci, sonrasında Hıbır ekibinde yer aldı ve daha pek çok yayında çizdikten sonra Hürriyet'in çizeri oldu. Latif Demirci uzun yıllardır birinci sayfasında karikatür çizdiği Hürriyet'te daha önce de pek çok sansür ve baskı yaşamış, bir ara gazeteye ara vermiş sonra tekrar geri dönmüştü ama Hürriyet'in ve tüm Doğan Medya grubunun Tüpçü Demirören ailesine satılmasının ardından karikatürlerindeki sansüre uğrama ve yayınlanmama durumu daha da artan ve 11 Mart'tan beri Hürriyet'te zaten karikatürleri görülmeyen Latif Demirci'nin Hürriyet'le yollarını ayırdığını üzülerek öğrendik. 

Yanda Latif Demirci'nin Hürriyet'te 11 Mart 2018 tarihinde yayınlanmış, gazetenin sitesinde gözüken son karikatürü görülüyor. Bu karikatürden sonra Laitf Demirci'nin yolladığı karikatürler yayınlanmıyor.

Bugüne dek pek çok çizer iktidarın yarattığı baskı ortamından etkilenerek işini yitirdi. Tüpçü medyasına daha önce geçen Milliyet gazetesinin çizeri Ercan Akyol arkadaşımız da bu anlamda uzun yıllar şahit olduğumuz benzer sorunlar yaşadı ve müthiş bir direnç gösterdi ve yoluna bir şekilde zorluklar içinde de olsa devam ediyor. Basında karikatürün tamamen yok olma çizgisine girdiği ülke tarihinin en ağır FAŞİZM dönemi ne yazık ki medyada kalan son renkleri de birer birer solduruyor. Mizah dergiciliğinin can çekiştiği, sosyal medya alanı dışında ortalıkta mizah adına giderek pek bir şeyin kalmadığı bu dönem bir ülkenin de kendi tarihine sıktığı bir dönemdir. Bu satırların yazarı olan Cihan Demirci de, üstelik Cumhuriyet gibi bir gazeteden 2011 yılında şutlanmıştı. O dönem Zafer Temoçin yönetiminde yapılan mizah sayfası, dönemin yayın yönetmeni tarafından bizlere haber bile verilmeden kaldırılmış, bizler de kapının önüne konulmuştuk. Üstelik bunu yapanlar Cumhuriyet'in o dönem ki "Atatürkçü" geçinen yönetim kadrosuydu!.. Tarih okuyanlar görür ki, özellikle Osmanlı döneminde bundan da ağır baskılar yaşanmıştır, ama mizah ve karikatür asla yok olmaz!.. Bu topraklarda şimdilerde şakşakçılığı yapılan, yıldızı parlatılan Abdülhamit mizah dergilerine tam 30 yıl yasak getirmiştir ama mizahı yok edememiştir. 1878'de onun baskı döneminde yasaklanan mizah dergileri 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanı ardından öylesine bir patlamıştır ki, bunu ancak tarih okuyan bilir!.. Mizah ve karikatür yok olmaz ama faşizme bu denli alkış tutan, bu denli tapan ülkeler gün gelir ya tarihe karışıp yok olurlar, ya da yeniden kurulurlar!.. 

(AH MİZAH-C.D.)


SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...


SEFER SELVİ (6 Nisan 2018-Evrensel) 

31 Mart 2018 Cumartesi

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "BİR NİSAN, BİR İNSAN, SAHİ SİZ KAÇ İNSANSINIZ?.."

Aşağıda okuyacağınız Cihan Demirci yazısı ilk haliyle önce 1 Nisan 2008'de MİZAHHABER'de yayınlanmıştı. Bu yazının elden geçmiş, güncellenmiş hali 31 Mart 2013'te Milliyet'te "Düşünenlerin Düşüncesi" adlı köşede yayınlandı. Cihan Demirci'nin yeniden güncellediği yazısını AH MİZAH'ta bu kez 1 Nisan 2018'de yayınlıyoruz... 

Bir Nisan, bir insan,
sahi siz kaç insansınız?

     
Bugün 1 Nisan, Nisan’ın biri... Dakika bir, gol bir, çünkü bugün Nisan bir! Bir Nisan, bir insan... Peki bir Nisan kaç neşeli insan yapar? Ey mizah duygusundan epeydir uzaklaşmış, akla dayalı bir gülme eyleminden inatla uzakta duran dört bir tarafı gerginlikle kaplı ülke insanı! Pek kimseler fark etmese de, 1 Nisan şakası şeklinde bir vaziyet bile artık anımsanmasa da 1 Nisan mizahın günüdür. 1 Nisan uzun süredir boşladığımız, umursamadığımız mizaha sahip çıkmanın günüdür aynı zamanda!.. 

Nisan 1, mizahın, şakanın, neşenin, gülmenin, gülümseyebilmenin, şu yalan dünya ile dalga geçebilmenin günü... 1 Nisan, bu gergin ülkede sayısı her geçen gün azalan biz mizahçıların kabul günü! 40 yıldır mizaha; hem yazar, hem çizer hem de mizah tarihi araştırmacısı kimliklerimle emek veren biri olarak, insanlık adına en önemli milatlardan birinin M. S.’den yani ‘Mizahtan Sonra’ başladığını düşünürüm hep... M.Ö.’nün yani ‘Mizahtan Önce’ dönemin insanlık için ne denli karanlık, ne denli sıkıcı, ne denli kuru, ne denli yavan, ne denli tatsız, tuzsuz geçtiğini tahmin etmek pek de zor olmasa gerek!.. 

M.S. MİZAHTAN SONRA!

İnsanoğlu, kendi tarihi içersinde mizahı keşfetmesiyle birlikte ‘insan olma’ yolundaki en önemli adımlarından birini de atmış oldu aslında, farkında olmadan... Bir kahkaha atımı bir kişi için küçük ama insanlık için büyük bir adımdı zira. Mizah, bir palyaçonun kocaman ayakkabıları kadar büyük adımlar attı insanlığın gülümsemesi için. Nisan 1 aslında işletme mezunlarının günü de sayılabilir. Hayatları küçük-zararsız ve neşeli işletmeler üzerine kurulu, mizah duygusu gelişmiş, ruhunda muhalif bir tavır ölmemiş, mizah duygusu taşıyan insanların günüdür Nisan 1. Lütfen Nisan 1’lerde ince şakalarınızı eksik etmeyin çevrenizden, suratınızdaki asıklığı bir günlüğüne yüksekçe bir dolaba kaldırıp, gerginlik tohumlarıyla beslenen bir ülkede çok zor da olsa azbuçuk mizah duygusuyla bakmaya çalışın.

Şaka yapmayı epeydir unuttuk sanıyorum. O yüzden tv dizilerinden hayata karışan kirli sakallı ağır abilerin gerginliğini taşıyan ülkede hayat çok ciddi durmaya başladı karşımızda. Toptan bir şekilde ülkedeki hayat kadar ciddi ve sıkıcı olmaya başladık epeyce bir süredir. Oysa gülmenin karşısında hiçbir ciddiyet çok fazla ciddi kalamaz. Hayatı ciddiye alsak da, ömrümüzü ti’ye almaktan kaçınmayalım… Nisan 1, mizahınız inceldiği yerden kopsun!..

AZINLIĞIN SESİ


Mizah, her zaman azınlıkta olan çoğunluğun sesidir, bu yüzden de sesi bastırılmış azınlıkların sesidir aslında… Mizah, çoğunluk adına başkaldıran azınlıkların soluk aldığı bir temiz hava deposudur. İnsanın ölümün soğukluğuna karşı hayatın sıcaklığını savunmak zorunda olduğunu bize bazen yüksek kahkahalar, bazen de hüzünle harmanlanmış küçük gülümsemeler eşliğinde hatırlatan doyulmaz bir güzelliktir mizah. 
Aristo’ya göre insan ‘Animal ridens’ yani ‘Gülen hayvan’dır. Güç sahipleri tarih boyunca, ellerindeki sınırsız gücün verdiği rahatlık içinde, burunları kaf dağında gezindiği için ‘gülme’den uzak durmuşlardır çoğu zaman. Gülme unutulunca da ‘Aristo’ tarzı bir bakışla geriye sadece ‘hayvan’ kalmıştır!.. Zira bütün canlılar arasında sadece insan ‘gülme’ yetisine sahiptir. Maymun insana en benzer hayvan olarak gülme taklidi yapmaz mı? Aslında insandaki 5 duyunun yanına ‘gülme’yi de koyabiliriz. Aristo, ‘Canlılığın Öğeleri’ adlı kitabında yeni doğmuş bir bebeğin yaşamının 40. gününe dek gülmediğini söylüyor. Aristo’ya göre; 40. günde bir bebek mucizevi bir yolla artık tam anlamıyla insan olmuştur! Gerçek olan şudur; ister hayatımızın 4. gününde, ister 40. gününde, ister uykuda, ister uyanırken gülelim, ‘gülme’ eylemi insana hep güç veren canlandırıcı bir ateştir. ‘Gülme’ insandaki korkuyu ortadan kaldırır. Belki de bu yüzden dinler tarihine baktığımızda ‘gülme’ eylemi karşımıza hep bir suç unsuru gibi çıkar. Kilise, başlangıçtan beri gülmeye hiç sıcak bakmamıştır ve hep karşı durmuştur. Çünkü ‘gülme’ ciddiyeti ve ağırbaşlılığı bir anda toz duman eder, çünkü ‘gülme’ bir anda iktidarı sarsar, güç dengelerini iskambil kağıtları gibi ardı ardına devirir. Çünkü kahkaha bozguncudur ve tehlikelidir...
DAHA ÇOK AĞLAMAYI SEVERİZ!

İnsanımızın‘gülmeyi ve mizahı sevdiği’ söylenir.. Yıllardır yazıp-çizen, mizahın pratiği kadar teorisine de kafa yoran biri olarak bu ülke insanının gülmekten çok ağlamaya yatkın olduğunu, bu ülkede gülmenin değil ağlamanın ve ağlatmanın her daim geçer akçe olduğunu söyleyebilirim. Gülmesini sevenlerin peşinden gittiğim için son yıllarda çocuk kitaplarındaki mizaha ağırlık verdim. Çünkü en çok çocuklar gülüyor. Bu bile gülmenin erdemini gösterir bize Mizahçıların yıllardır bu ülkedeki en önemli sorunu, ülkede her daim ‘akla ziyan’ bir şekilde seyreden hayatın hızının, mizahı sürekli sollaması ve tur bindirmesidir. Mizahçının hayal gücüne tur üstüne tur bindiren trajikomik ülke gerçekleriyle en baba mizahçının bile yarışabilmesi olanaksızdır. Mizah, tehlikeli sularda gezer. Eğer ‘muhalif’ tavrından uzaklaşıp, güce yani iktidara sırtını dayar ve onun destekçisi olursa sıradanlaşır, yumuşar ve popüler kültürün elinde basit ve kırılgan bir oyuncak haline gelir. 


MİZAH GÜLMECE DEĞİLDİR!

‘Alma mizahçının ahını, dama çıkarır sonra mizahını’ diyerek yıllar önce yüksekçe bir dama çıkmış ve hayata epeydir ordan bakan bir ‘Damdaki Mizahçı’ olarak yaşadığımız ülkenin bu baş döndüren, ruh söndüren, akla ziyan gerçeklerine 40 yıldır mizahın bana verdiği anlatılması zor dayanma gücü sayesinde direniyorum . O yüzden onu su kadar gerekli görüyorum. Mizahla ve mizahçıyla uğraşmaktan çok keşke mizahın ne olduğunu biraz anlamaya çalışsak, üzerine biraz kafa yorsak. Örneğin; mizah sadece ‘gülmece’nin karşılığı değildir. Çok daha derin bir içerik taşır. Mark Twain, mizah karşısındaki ezberimizi bozan; ‘Mizahın kaynağı neşe değil, hüzündür, cennette mizah yoktur’ sözüyle bu anlamda bir ufuk açmıştır önümüzde. Charles Baudelaıre ise Twain’in bu sözünü ‘Acının iki çocuğu var; biri gözyaşı, diğeri mizah’ diyerek adeta tamamlamıştır. Acı ve hüzün mizahın içinde gülmece kadar yer etmiş çok önemli unsurlardır, o yüzden acılı ve hüzünlü toplumlarda mizah çok daha fazla işe yarar, insanlar farkına bile varmadan o insanların bitmek bilmez ruh yaralarını sarıp sarmalar. 

Biz eskiden "1 NİSAN" günlerinde mizah şenlikleri yapardık bu ülkede... Mizah söyleşileri, anmalar, imza günleri... Bakın yanda 1 Nisan 2006 tarihinde Kadıköy Meydanında gerçekleştirdiğimiz 1 Nisan Günü'nden kalma bir fotoğrafta sevgili Raşit Yakalı ile birlikteyim. Okullara giderdik 1 Nisan günlerinde... Mizahın bayramı olan bu günde çocuklara mizahın ve şakanın ne olduğunu anlatmaya çalışırdık... Mizah duygusuna sahip olmanın insana verdiği o müthiş güçten bahsederdik... Ne yazık ki o günler bir kaç yıldır geride kaldı... Arada sürpriz güzellikler de olmuyor değil!.. Geçen yıl mucizevi bir şey olmuş ve Taksim'deki köklü St. Pulcherie Lisesi 1 Nisan'ı anımsamış ve 1 Nisan'da bir Mizah Sempozyumu yapmıştı. Bu duyarlı okulu bir kez daha kutluyorum... Bu 1 Nisan'da da ne bir belediye, ne bir sivil toplum örgütü, ne de bir okul çağırdı 1 Nisan'ı kutlamak ve anlatmak için bizi... İnsana can veren, hayat veren, insanı insan yapan o benzersiz güzellik; mizahtan sürekli uzaklaşan, içi kapkaranlık bir hale gelmiş, canlı bombalara, gerici bir düzene teslim, kirli sakallı, asık suratlı, bezgin, yılgın, ürkek, korkak, tırsak, gülmeye ve neşeye düşman ve uzak bir toplum var ne de olsa artık karşımızda... O yüzden bu 1 Nisan'da da buruk bir halde evimizdeyiz...

Oysa bugün Nisan bir, mizahın sihirli gücünün günü! Çoktandır unuttuğumuz bir gün bu gün... Siz siz olun, unutmayın!.. Doğmak yetmez zira insan olmaya!.. Bir Nisan, bir gülen insan, sahi siz kaç insansınız?..

CİHAN DEMİRCİ - AH MİZAH (1 Nisan 2018) 


(Yazılarımızı isim ve kaynak göstermeden kullanmayınız!..)



HAFTANIN UYKUSUZ KAPAĞI...


UYKUSUZ (30 Mart 2018) 

SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...

SEFER SELVİ (30 Mart 2018-Evrensel) 

MUSA KART KARİKATÜRÜ...


MUSA KART (28 Mart 2018-Cumhuriyet) 

HAFTANIN LEMAN KAPAĞI...

LEMAN (28 Mart 2018) 

MURAT SAYIN KARİKATÜRÜ...


MURAT SAYIN (27 Mart 2018-Facebook Sayfası) 

22 Mart 2018 Perşembe

CİHAN DEMİRCİ'NİN "40 YILIN BAŞI" KARİKATÜR SERGİSİ İZMİR'DE AÇILDI. SERGİ 24 NİSAN'A DEK AÇIK!..


Yazar-çizerlik serüveninde 2018 yılında 40. yılı geride bırakan Cihan Demirci, 40. yılının anısına açacağı sergilerin ilkini 20 Mart 2018 Salı akşamı, İzmir Alsancak'ta bulunan "Neşe ve Karikatür Müzesi"nde açtı. "40 Yılın Başı" adlı bu sergide sergiyi düzenleyen Konak Belediyesinin yaptığı pek çok yanlış, ve gösteremediği ilgi nedeniyle epeyce üzülen Cihan Demirci, buna rağmen müzenin üst katını dolduran İzmirli konuklarının karşısında durumu fazla belli etmeden yaptığı açış konuşmasında 40 yıllık mizah yolculuğundan çeşitli anılar, anekdotlar anlattı ve gelen konukların gülümsemesini sağladı. Sergide alt katın kullanılamaması nedeniyle 40 yıldan seçilmiş 32 karikatür yer alabildi. Karikatürdeki ustalarını; Oğuz Aral ve Altan Erbulak, mizah yazarlığındaki ustalarını ise Aziz Nesin ve Suavi Süalp olarak gördüğünü belirten Cihan Demirci'nin, "40 Yılın Başı" adlı karikatür sergisi İzmir'de açtığı 3. toplamda ise 17. sergisi oldu. İzmir Alsancak'taki Sergi 24 Nisan 2018 tarihine dek açık kalacak. 



Cihan Demirci yıl içersinde bir kaç yerde daha "40. Yıl" sergisi açacak ve asıl büyük sergisini Aralık ayında İstanbul'da Schneider Tempel Kültür Merkezinde gerçekleştirecek. 

Cihan Demirci'nin sergisine ve sergide yaşadıklarına ilişkin ayrıntılı haber ve fotoğraflar için "Damdaki Mizahçı" link adresine tıklayınız: http://damdakimizahci.blogspot.com.tr/2018/03/cihan-demircinin-40-yilin-basi.html


CİHAN DEMİRCİ'NİN İZMİR'DE AÇILAN "40 YILIN BAŞI" SERGİSİNİN AÇILIŞINDAN FOTOĞRAFLAR... 


Cihan Demirci, "40 Yılın Başı" Karikatür Sergisinin açılışına gelen İzmirli konuklardan bir grupla  müzenin bahçesinde...