17 Şubat 2017 Cuma

GIRGIR DERGİSİ "SAHİBİ" TARAFINDAN KAPATILDI!..

Bakın hayatını sadece mizaha değil mizah tarihine de adamış biri olarak mizah dergiciliğimizde 1981'den 2017'ye, 36 yıllık bir süreçte geldiğimiz acı seviyenin özetini yapayım size:  Oğuz Aral'ın "gerçek" Gırgır'ını 1981 yılında 1 aylığına (Sadece 4 sayı) 12 Eylül darbesini yapan yönetim kapatmıştı... 1989 yılı sonlarında Oğuz Aral'ın elinden alınan ve o zamandan beri Ertuğrul Akbay tarafından yayınlanan "çakma" Gırgır'ı ise 2017 yılında bu kez iktidar filan değil direkt olarak sahibi hem de öyle 1 aylığına filan değil tamamen kapattı!.. KISACASI, PATRONLARIN ARTIK İKTİDARI ARATMADIĞI BİR DÜZENE ULAŞMAYI DA BAŞARDIK SONUNDA!!!!

Mizahın özellikle de "eleştirel" içerikli muhalif mizahın her geçen gün daha da bittiği, daha da uzaklaştığı bir ülkede, Oğuz Aral ustamızın "Gırgır"ıyla uzun yıllardır, aynı ismi taşımasından başka ne yazık ki benzer hiç bir yanı kalmamış, 3-5 bin tirajla hayalet bir yayın şeklinde yaşamını sürdüren "Gırgır" adlı mizah dergisi, gerçekten "kötü" bir karikatür bahane edilerek yayıncısı tarafından kapatıldı.. Haberi veren Sözcü gazetesi haberi öylesine "kurnaz" bir ifadeyle vermiş ki, zannedersiniz ki Gırgır'ı bir başkası çıkartıyor, oysa Ertuğrul Akbay 1989 yılı sonlarında Gırgır'ı Oğuz Aral'ın elinden alan insandı ve Oğuz Aral ve ekibi dergiden adeta kovularak ayrılmak durumunda kalmıştı ve Sözcü'yü de çok uzun yıllardır Akbay'ın oğlu çıkartmaktadır.


Burada olan gene karikatür emekçisi arkadaşlara olmuştur ama zaten sağlıklı bir yapının eseri olmayan Sözcü'nün kendi dergisinin çalışanlarını suçlayıp, haklarında suç duyurusunda bulunacağını belirtmesi de başka ilginç bir durumdur. Bu dergi zaten Akbay'ın elindeyken bir kaç kez kapandı, bir ara Sözcü onu mizah eki yaptı ama muhalif duruşu her zaman şaibeli olan Sözcü, referandum öncesi Gırgır'ı bir karikatür nedeniyle kapatarak kendine yakışan bir hamle de bulunmuş oldu. Basınımız-medyamız artık o kadar içler acısı bir haldeki bu haberi veren gazeteler, internet siteleri "Sözcü'nün okurlarına mizah eki olarak verdiği Gırgır kapatıldı" diyor oysa Gırgır kapatıldığı sırada parayla piyasada satılmakta olan bir dergiydi, mizah eki olma durumu daha önceydi. Bakın Hz. Musa'lı bir karikatür nedeniyle Gırgır'ın kapatılması üzerine yayıncı şirketin avukatı basın nasıl bir açıklama yapmış:

‘Gırgır dergisinin son sayısında yayınlanan hoş olmayan karikatür nedeniyle yayıncı şirket Gırgır dergisinin kapatılmasına ve dergide çalışanların tamamının işten çıkarılmasına karar vermiştir. Bu karikatürün yayınlanması en başta toplumumuzu rahatsız ettiği gibi, yayıncı şirketi de çok rahatsız etmiştir. Karikatürün firmayı zor durumda bırakmak amacıyla kötü niyetli çalışan kişi veya kişiler tarafından yayınlandığını düşünüyoruz. Kasti bir tutum söz konusudur. Dini değerlerin aşağılandığı bu karikatür kötü niyetli bir tutumla çizilerek, yayıncı şirkete danışılmadan, adeta gizlenerek, son anda habersizce yayına verilmiştir. Bunu yapan çalışanlar dini değerleri aşağılamak suretiyle suç işlemiştir. Buna sebep olan çizer ve çalışanlar hakkında yayıncı firma olarak Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağız'



Kapatmaya neden olan karikatürü görmüş değildim, bu haber sonrası gördüm ve kötü bir karikatürle karşılaştım, ancak bu bir derginin kapatılmasına neden olmaz elbette, dergiyi de yıllardır takip etmiyorum işin gerçeği, buradan ve Facebook üzerinden zaman zaman bazı kapaklarını paylaşıyorduk sadece ama Sözcü sitesindeki gibi çok satan ya da denildiği gibi "Efsane" bir dergi filan yoktur ortada. Efsane olan dergi 1972-1989 yılları arasında çıkmıştır. Sanırız Oğuz Aral ustamızın Gırgır'ıyla karıştırmış, Gırgır'ın tarihinden bile habersiz olup bu tür haberleri yapanlar!..

Sonuçta çıkmasıyla çıkmaması arasında bir fark olmayan bir dergi kötü bir karikatür bahanesiyle patronu tarafından kapatıldı ve böylece dergi kadrosu cezalandırıldı. Bu işin emekçileri işsiz bırakıldı. Mizahçı-karikatürcünün sahibi olmaz, sahibi olursa zaten mizah biter, özellikle mizahçı ve karikatürcü bu ülkede her zaman sahipsiz insandır, tek sahibi kendisidir çünkü!.. Tek sahibi kendisi olmalıdır!.. Biz bu durumları basında yıllar önce yaşamış deneyimli kovulmuşlar olarak şaşırmıyoruz, zira sahibi kendi çizerleri olmayan, bir patrona bağlı dergilerin durumu eninde-sonunda bu oluyor!.. Böylece geride kala kala 3 haftalık mizah dergisi kalmıştır ve onlar da tirajları son derece düşmüş bir halde, yoğun bir baskı altında, kendi kabuklarının içinde yaşam savaşı veriyorlar, onların tek avantajı derginin sahiplerinin de derginin çizerleri olmasıdır... Ancak 90'ların ortasında başlayan bir süreçle mizah dergiciliği Oğuz Aral ustanın mizahçı ve okur yetiştiren tarzından uzaklaştı ve çok daha geniş kitlelere seslenen bu iş giderek daraldı, marjinal bir hale geldi, bunu çok uzun yıllar önce görüp eleştirisini yapmış biri olarak, ne kadar haklı olduğumu şimdilerde daha iyi görüyorum, bu tarz bir haftalık mizah dergiciliğinin artık finale doğru koşturduğunu da görmek gerekiyor.

Tabii burada yeterince özeleştiri de yapılmamıştır. Bu iş özellikle 2000'li yıllarla birlikte ne yazık ki çok kalite kaybetti, genç karikatürcü arkadaşların başında eskisi gibi bu işe ömrünü vermiş, işi bilen ustalar da pek olmayınca, herkes kafasına göre çizer oldu, amatörlükle profesyonellik birbirine karıştı, bu iş çok ucuzladı, sıradanlaştı, kalitesi iyice düştü, karikatürün ne olduğu bile nerdeyse unutuldu, oysa Fransa gibi bu işin beşiği bir ülkede yaşananlar bile ortada iken, böyle bir atmosferde KARİKATÜRCÜNÜN VE MİZAHÇININ DAHA DİKKATLİ VE DAHA ZEKİCE İŞLER YAPMASI GEREKİYOR ama bunu yapmak isteyene de YAŞAM VE YAYIN HAKKI YOK bu arada, yani İKİ UCU BOKLU DEĞNEK bir vaziyet mizahçının durumu!.. Bu ülkede zekaya seslenen mizah da epeydir bitmiş bir haldedir, 80'lerdeki, 90'lardaki gibi ilgi görmemektedir. Gelinen dip noktasında "Recep İvedik" seviyesinde mizah yapmayanların işi artık yaştır!!!!!!!

BAKIN, İKİ GIRGIRI DA YAŞAMIŞ BİRİYİM... 


Daha ilk çıktığı 1972'de 10 yaşında bir çocuk olarak okuru olduğum Oğuz Aral'ın Gırgır dergisine karikatürlerimle ilk kez 1978'de gitmiştim. Oğuz Aral'ın Gırgır'ı benim yetiştiğim, mizahçı olmamı sağlayan dergidir. Önce karikatürlerim, sonra şiirlerim, yazılarım, mizah öykülerim takip etti bu durumu. 1978-1981 arasında 4 yıla yakın bir süre amatörlüğünü yaşadığım Gırgır'da 1986-1987-1988 yılları arasında yani henüz Oğuz Aral'lı yıllarında profesyonel olarak çalıştım... 1988'de benim açımdan giderek tadı kaçmaya başlayan bu dergiden üzülerek de olsa kendi isteğimle sessiz-sedasız ayrılmıştım... Fransa'da olduğum bir dönemde 1989 yılı sonlarına doğru Gırgır zorla el değiştirdi ve E.A.'nın eline geçti. 1990'da bir süreliğine ülkeye geldiğimde Nuri Kurtcebe'nin önderliğinde yaşanan bir girişimle, eski Gırgır'cılardan bir grup tekrar Oğuz abimizin Gırgır'ını yaratma adına Akbay'ın Gırgır'ına gittik ve tirajı yerlerde gezen dergiyi toparladık, tiraj aldırdık ve muhalif çizgisini gene eski haline getirdik ama bundan rahatsız olan Akbay'ın bize ilk müdahalesinde hiç düşünmeden dergiden ayrıldım ve Fransa'ya döndüm. Akbay'lı Gırgır'a sadece 5-6 ay dayanabilmiştim, zira biz muhatap olmama, istediğimizi yazıp-çizme ve yüzünü görmeme şartıyla çalışıyorduk o dönem... 


Bizi yetiştiren Oğuz Aral'lı GIRGIR 70’lerde mizah dergiciliğin seyrini değiştirdi, Oğuz ağabey sayesinde karikatürcü-mizahçı yetiştiren bir okuldu, bu ülkede bir mizah dergisinin bir daha göremeyeceği ilgiyi ve tirajları gördü, gün geldi tirajı 500 binlere dayandı, adını mizah tarihine çaktı ama Ertuğrul Akbay'ın Haldun Simavi elinden alıp sahibi olduğu çakma Gırgır ise ne yazık ki asla böyle bir misyonun dergisi olamadı ve son derece düşük tirajlarıyla kenarda-köşede bir hayalet dergi gibi çıktı durdu yıllarca, sonuçta pek de şaşırmadığım hatta geç kalmış bir son yaşamış.

Gerçek Gırgır zaten 1989'un Kasım ayında ölmüştü be arkadaşlar... İşin acı gerçeği budur!.. Var olan sadece bir hayaletti!.. Aynı adla çıkmamalıydı aslında ama nerede bu incelik, burası sonuçta çıkarına göre hareket eden, sadece paraya ve güce tapan, kaba-saba bir sermayenin ülkesidir...

"Gırgır" hakkında son olarak şunu söyleyerek sözlerimi bitireyim; gerçeği sadece 17 yıl yaşayabildi, sahtesi ise ite-kaka, açıla-kapana, ek ola-dergi ola filan toplam 28 yıl sürdü, DÜNYADA BÖYLE BİR ÖRNEK DAHA YOKTUR!!!

Cihan Demirci (AH!)


15 Şubat 2017 Çarşamba

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "ÖLÜMÜNÜN 6. YILINDA ÇİZGİNİN BÜYÜK USTASI İSMAİL GÜLGEÇ'İ SEVGİYLE ANIYORUZ"

Yaşamı özellikle sağlık sorunları anlamında büyük mücadelelerle geçen İsmail Gülgeç ustayı, bundan tam 6 yıl önce, 15 Şubat 2011 tarihinde, henüz 64 yaşında yitirmiştik...  Çizgi roman ve karikatürün büyük ustası İsmail Gülgeç son yıllarında Çanakkale'de yaşıyordu. 1988-1989 ve 1991 yıllarında Karikatürcüler Derneği başkanlığı da yapan Gülgeç, başkanlığı döneminde derneğe uzak duran pek çok karikatürcünün dernekle ilgilenmesini, üye olmasını sağladı. 

Bu dernek ne yazık ki bir daha onun dönemi gibi iki ayrı dünyayı, yani dergi karikatürcüleriyle, yarışma ve sergi karikatürcülerini bu denli biraraya getirebilen bir dönemi yaşayamadı. Doğrusu ben de ilk kez onun döneminde, bizim gibi dergi kökenli çizerlere hep uzak durmuş bu dernekle ilk kez yakınlaşmıştım. Çalıştığı bütün kurumlarda çizer hakları konusunda müthiş titiz davranarak, sosyal haklar anlamında ödün vermeden örnek çabalar sergiledi. 

İlköğrenimi sırasında geçirdiği hastalık nedeniyle ömrü boyunca zorlu bir yaşam mücadelesi veren İsmail Gülgeç, dirençli insan olma anlamında da örnek bir insandı. Usta işi çizgisi ve özellikle müthiş deseniyle geride harika çizgi romanlar, karikatürler bıraktı. 1947 yılında Gaziantep'te doğan Gülgeç, mesleğe 1965 yılında İzmir'de Yeni Asır'da başladı. Sırasıyla; Demokrat İzmir, Ege Ekspres, Devir, Milliyet, Milliyet Çocuk, Cumhuriyet, Evrensel, Mobidik, Milliyet Kirpi gibi pek çok gazetede, dergide, ekte çizdi, üretti... Yaşar Kemal'in müthiş romanı "İnce Mehmet"i çizgi roman haline getirip yayınladı ve bu kitap yurt dışında da yayınlandı. Kendi kitaplarını kendi kurduğu "Gülgeç" yayınevinden çıkardı. Yıllarca çizgi bantlar üretti; Hayvanlar'ı çizdi, İnsanlar'ı çizdi... Çizgi romanlar yaptı. Kitap kapakları, kitap resimlemeleri yaptı ve çok çalışkan, hep üretken bir ömre imzasını attı. Semih Poroy arkadaşımızın deyişiyle "O, karikatürün Aziz Nesin'i gibiydi."  Bu büyük ustayı ölümünün 6. yılında AH'ta bir kez daha sevgi ve özlemle anıyoruz... 

CİHAN DEMİRCİ (AH!)


İSMAİL GÜLGEÇ'TEN ANIMSAMALAR... 











Bir Karikatürcüler Derneği Gecesinde İsmail Gülgeç ve eşi Ayça Gülgeç yanyana... Arka planda; (soldan sağa): Cihan Demirci, Ferit Avcı, Semih Poroy ve Cem Kenan Öngü... (Ağustos 2000)


12 Şubat 2017 Pazar

SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...


SEFER SELVİ (12 Şubat 2017-Evrensel) 



CÜNEYT ARIKAN KARİKATÜRÜ: "YENİ TURKEY"



CÜNEYT ARIKAN (Facebook Sayfası) 


ERCAN AKYOL KARİKATÜRÜ...


ERCAN AKYOL (12 Şubat 2017-Milliyet)

LATİF DEMİRCİ KARİKATÜRÜ...


LATİF DEMİRCİ KARİKATÜRÜ  (11 Şubat 2017-Hürriyet)


"AH"IN DİPNOTU: HÜRRİYET'TE "GAZETECİLİK" ANLAMINDA KALAN AZ SAYIDAKİ İSİMDEN BİRİ OLAN GAZETENİN TEK ÇİZERİ ARKADAŞIMIZ LATİF DEMİRCİ DE KENDİNİ ZAMAN ZAMAN KOMİK KARİKATÜRLERE VERİP BAZEN DE SINIRLARDA DOLAŞIYOR, BU TESLİMCİ DÜZENDE ONA DA AYAR VERİLMESİ DOĞRUSU ÇOK UZAK GÖZÜKMÜYOR!..


ALİ DOĞANLI'DAN KANAL-D'YE YENİ LOGO ÖNERİSİ!..


Kanal-D'de program yapan İrfan Değirmenci'nin "Hayır" oyu vereceğini açıklamasının ardından Kanal-D'deki işine son verilmesi üzerine çizer, grafiker arkadaşımız Ali Doğanlı Facebook'taki sayfasında Kanal-D için bu yeni logoyu yayınladı. 

AH'IN DİPNOTU:  Sahi ya, İrfan Değirmenci "HAYIR" oyu verecek diye işine son veren zihniyet, aynı kurumda Hürriyet gazetesinde "EVET" oyu vereceğini daha önce açıklayan Fatih Çekirge'ye ise hiçbir şey yapmadığı gibi bu kişinin yakında gazetenin yayın yönetmeni yapılacağı da söyleniyor!!!!!!  Eeee çekirge gibi sıçrayan zihniyete de pek yakışır!!!! 

SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...


SEFER SELVİ (10 Şubat 2017-Evrensel) 

NUHSAL IŞIN'DAN İKİ GÜNCEL KARİKATÜR...


NUHSAL IŞIN (8 ŞUBAT 2017-Facebook Sayfası)


NUHSAL IŞIN (9 ŞUBAT 2017-Facebook Sayfası)

9 Şubat 2017 Perşembe

ÖMRÜNÜ ÇİZGİ ROMANA ADAMIŞ YENER ÇAKMAK USTANIN ARDINDAN ÇİZDİLER...

ÇİZGİ: OĞUZ DEMİR 




ÇİZGİ: HALİL İ. YILDIRIM 



ÇİZGİ: HAYATİ BOYACIOĞLU 



ÇİZGİ: MURAT SAYIN



ÇİZGİ: ALİ OLGUN

VAHİT AKÇA ARKADAŞIMIZDAN "YENER ÇAKMAK" İÇİN BİR KAÇ SATIR...

"Sevgili Yener Abi 1 oy bile sayılmayacak ama her zaman kayıtlarda bulabileceğimiz bir “Hayır” diyerek gitti… kafalarından “hayır” geçen ama belli ki ne yaptığını bilmeden evet diyecek milyonlarca insanın aksine; 'böyle bir yaşamın' felsefesine oturtulmuş, ileriye miras kalacak güçlü bir “hayır”la… aslolan; sayıların, sanılanın ve niceliğin aksine, onurlu ve nitelikli bir adımdır yaşam… ve aslında; her onurlu yaşam bir manifestodur, arda kalan … onun için “Yener abi’ler” hep vardır… keşke, ‘keşke’ demeseydik de, keşke ölümlerde ‘biraraya’ gelmeseydik.. ve belki, bir de 'hayır'lar da... yine de “…üstü kalsın!”… saygılar, sevgiler Yener abi, hep ışıklar içinde kal...."

VAHİT AKÇA 

(fotoğraf : 2014, Hasan Seçkin Sergisi'nden...)

8 Şubat 2017 Çarşamba

ÇİZER VE ÇİZGİ ROMAN TARİHÇİSİ YENER ÇAKMAK'I YİTİRDİK!..

Çizer, mizahçı dediğin adam kendi naif dünyasını yaratarak o dünyanın içinde bir yaşam kurmasını bilir... İşte böylesine kendi yarattığı o naif dünyasının içinde yaşamını sürdürmüş sevgili bir dost, bir ağabey, Yener Çakmak da sessizce veda etmiş dünyaya... O da 7 Şubat 2017 akşam saatlerinde henüz 67 yaşında terk etmiş bizi... Yener ağabeyle ilk zaman tanıştık... Bir ömür gibi... Aslında onunla tanışmadan önce 70'li yıllarda onun Saklambaç'taki fotoromanlarıyla tanışmış bir çocuktum. Yener Çakmak o yıllarda fırtına gibi esen Günaydın gazetesinde, o gazetenin eki Saklambaç'ta ilginç fotoromanlar hazırlıyordu. Kendisi yazıyor, kendisi çekiyor, bir kısmında kendisi oynuyordu, 70'lerin sonlarında fiziken tanışmış olsak da, asıl dostluğumuz 1981'de başladı. Bizi yakınlaştıran sevgili İbrahim Tapa ağabeydir. Yener Çakmak'ın hayattaki en yakın arkadaşlarından biri olmuştur hep. Tapa ağabeyle birlike 1982 yılında, dönemin yeni çıkmış iddialı gazetesi Güneş'in çıkmayan mizah ekinde birlikte çalışmıştık Yener ağabeyle... Evet, "Gölge" adlı bu mizah eki 1 yıla yakın bir süre hazırlandı ama sadece provaları basıldı ve çıkmadı, ülkemize yakıştığı şekilde elbet!..

36 yıllık uzun bir serüven bu... Mizah tarihine olan ciddi merakımı daha çocuk yaştan beri iyi bildiği için karikatür ve mizah tarihi üzerine onunla yıllarca paslaştık, karşılıklı bilgi alışverişi yaptık. Kafa yorduk. Bu anlamda bir kaç kez Kızıltoprak'taki evine gittim. Uzun yıllar boyu hep Karikatürcüler üzerine bir antoloji hazırlama çabası içindeydi, bu nedenle herkesten özgeçmişini ve karikatür örneklerini alırdı ta 80'li yıllardan beri ama bilirim ki bu işler çok zordur, bitirsen bile basacak yayıncı yok, destek yok, olanak yok, ilgi yok, sonuçta bu düşü bir türlü kısmet olmadı Yener ağabeyin. Ama o düş kurmaktan asla vazgeçmedi. Çizgi romanların içinden aramıza katılmış bir hali vardı ne de olsa... 

Yener Çakmak, karikatür çizdi, fotoroman çekti, videonun parlak yıllarında video filmler çekip yönetti, çizgi roman ve karikatür tarihine merak saldı ve bu iki alanda müthiş arşivler oluşturdu, çizgi roman, karikatür ve sinema onun en önemli tutkularıydı, sinemanın ve çizginin içinde yaşadı adeta.

Bu kirli, boktan dünyaya ait bir adam değildi Yener abi... O sanki uzak Batı'dan aramıza karışmış, iyi yürekli bir kovboydu. Şapkası ve atkısıyla buralara yabancıydı ama yabancıları da severdi. Cumhuriyet'in o parlak ışığı üzerinde olan adamlardandı. Yaşamını müthiş bir çizgi roman tutkusu, acayip bir karikatür sevgisi ve mizah üzerine kurmuştu. Basının ayaklı tarihi gibi dolaştı yıllarca aramızda. 36 yıllık dostlukta bana sayısız güzel anı, sohbet, kardeşlik duygusu bırakarak gitti, aslında ortak dostumuz mizah dehası Suavi Süalp usta ne demişti o güzelim öyküsünün adına: "Gene İyi Dayandık"  Yener ağabey de gene iyi dayandı aslında, en naif haliyle bu dibi çıkmış boktan ülkeye, gene iyi dayandı... 

Buraya kadarmış... Güle güle Yener abi, senin kadar dayanabileceğimi de sanmıyorum zira naiflikte senden pek bir farkım yoktur sadece belki sesim biraz daha fazla çıkar, isyanım biraz daha fazladır bu değerini bulamamış yaşamlarımızı yok etmekte olan o kara düzene hepsi o... Kadıköy'de 40 yıla yakın bir süredir görmekten, sohbetinden mutlu olduğum, bu değer bilmez, boktan dünyaya ait olmayan, gerçek bir ağabey, iyi bir arkadaş, bir temiz yürek daha sessizce uçtu gitti, çizgi dolu ruhuna sevgiyle... 

Cihan Demirci - AH! (8 Şubat 2017) 


CİHAN DEMİRCİ'NİN ARŞİVİNDEN YENER ÇAKMAK'LI FOTOĞRAFLAR...


  YENER ÇAKMAK (1950-7 ŞUBAT 2017)
ANISINA SEVGİYLE...