29 Temmuz 2017 Cumartesi

KARİKATÜRCÜ MUSA KART ARKADAŞIMIZ, TURHAN GÜNAY AĞABEYİMİZLE BİRLİKTE TOPLAM 7 CUMHURİYET ÇALIŞANI 9 AY SONRA ÖZGÜR!


ÇİZGİ: SEMİH POROY


Cumhuriyet Gazetesi davasında gazete çizeri arkadaşımız Musa Kart, Cumhuriyet Kitap eki yönetmeni Turhan Günay ağabey ve Bülent Utku, Güray Öz, Hakan Kara, Önder Çelik ve M.Kemal Güngör'ün tahliyesine karar verildi... Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel ve Ahmet Şık hakkında ise tutuklamanın devamı istendi. Böylece 11 Cumhuriyet çalışanından 7'si serbest bırakılırken 4'ü tutuklu kaldı!..


26 Temmuz 2017 Çarşamba

ÖLÜMÜNÜN 13. YILINDA, CİHAN DEMİRCİ'NİN KALEMİNDEN USTASI OĞUZ ARAL...

"ONA ONUR ÖDÜLÜ VERİLMESİNE ÖNAYAK OLMAK BENİM DE HAYATIMIN EN ÖNEMLİ ONURLARINDANDIR!"

OĞUZ ARAL... 13 koca görünümlü ama koca görüntüsünün altında bir o kadar da kof 13 yıl geçti Oğuz abimizi, ustamızı, babamızı yitireli... Çizgiye ve mizaha adanmış bir koca ömürdü o... Arka arkaya çok sevdiğimiz pek çok insanı yitirdiğimiz kahredici bir 2004 Temmuz'unun 26'sında sıkıldığı bir hayattan ve ülkeden gene kendi isteğiyle giden bir dev çınar... Bir baba adam... Bir çizgi, bir mizah, bir yürek ustası... Huysuz ama tatlı ihtiyar... Tüm bilgeler gibi dünya mütevazısı... Bildiğini paylaşmaktan keyif alan, günler geceler boyu öğretmekten yorulmamış bir derya... Yüzlerce karikatürcü yetiştirmeye adanmış bir müthiş ömür...

O bizim tarama ucumuz, çini mürekkebimiz, şöhler kağıdımız, abimiz, babamız, dostumuz, sırdaşımız, arkadaşımızdı... Ona kızanın bile an geldiğinde saygı duyduğu insandı... Titiz bir çizgi adamıydı... Kendisi babasını çocuk yaştayken yitirmiş, kardeşi Tekin'e ve sonrasında yetiştirdiği yüzlerce karikatürcüye "babalık" yapmış olduğunu pek çok kişi bilmez bile...

Kolektif dergi çalışmasının bu topraklardaki gerçek öncüsü oldu... Uykusuz gecelerin adamıydı... Gereksiz taramalardan uzak durmamız için yıllarını ortaya koymuş ama bu anlamda çok da başarılı olamamış bir gerçek ustaydı... Haşin ve ürkütücü bir görüntü altında pamuk gibi sımsıcak bir yürek taşırdı... Avni'nin, Utanmaz Adam'ın daha bir sürü çizgi kahramanın babasıydı... Bir pandomim ustasıydı... Bir saz ustasıydı...

Son yıllarında aslında müthiş bir "mizah yazarı" olduğunu da göstererek veda etti dünyaya... Sokakta serseri olma olasılığı çok yüksek insanlardan ilk kez bu ülkede karikatürcü, mizahçı yaratmayı başarmış bir ustaydı o... Genellikle sıradan ve kıytırık öğretmenliğe dayalı "Yetiştiricisi" pek de fazla olmayan bu coğrafyada harbiden çizer yetiştirmiş bir baba adamdı... Bir daha benzeri olmayan ve olmayacak olan unutulmaz dergi "Gırgır"ın her şeyi...

OĞUZ ARAL... 1989 yılında çocuğundan yakın gördüğü, çocuğundan daha fazla gördüğü Gırgır dergisinden, patron ve iktidar baskısı altında zorla atılan, dergisi elinden zorla alınan ve onun yanından yetişen bizlerin asla unutmayacağı anlar yaşayan, son yıllarını Hürriyet gazetesinde pek de mutlu geçirmeyen ve aslında tatilden çok veda için gittiği Bodrum'da 26 Temmuz 2004 günü, artık çok sıkıldığı bu ülkeye ve bu dünyaya bilinçli bir şekilde veda eden, anmaktan asla yorulmayacağımız bir şefkat kapısı...

Sevgili ustam aramızdan uçalı 13 yıl olsa da o her an yanımda olmaya devam ediyor... Tıpkı giden diğer ustalar gibi... Zaten onların verdiği soluk ve gaz olmasa bu ülkede mizahla uğraşmanın hiçbir anlamı yok artık... Çünkü ülke diye bir yer bile yok artık... Onlar çok daha güzel günlerde yazıp, çizdiler ve ustalıklarını gösterip gidilecek zamanda gittiler belki de, bize hayatımızın en olgun dönemlerinde bombok bir coğrafya kaldı... Tatsız, tuzsuz, gergin, insan kalitesi yerlerde gezen, şuursuz ve kişiliksiz bir coğrafya... Hayatın gerçeklerinin hep mizahın yaratıcı gücünün önünde gittiği, gerçek mizahçıyı delirtecek kadar hazin bir coğrafya...

Bizler, onun yanından geçmiş mizahçılar; Onunla an geldi sarmaş dolaş, can ciğer olduk, an geldi kavga ettik, bazen güneşli, bazen fırtınalı ama her daim sevgi dolu bir birliktelikti bizimkisi... Oğuz Aral... Kişisel tarihimde yeri apayrı bir usta... An geldi babamdan yakın gördüm onu... An geldi koptum, uzaklaştım ama son yıllarında yeniden yanındaydım. Ona dair hislerimi son yıllarında onunla paylaşabilme onurunu yaşattı bana... Kızacağını sandığım şeyler anlattığımda sevecen bir baba edasıyla dinledi... Kendisiyle dalga geçmeyi başarabilmiş kaç mizahçı vardır bu ülkede?.. Bakmayın çoğu burnundan kıl aldırmaz!.. Ama Oğuz abi bu anlamda da müthişti. "Huysuz İhtiyar" adını da kendisi takmıştır zaten. Oysa son yıllarında tam tersiydi Oğuz abi...

Şimdi onunla tanıştığım ilk yıllar geliyor gözümün önüne... Hâlâ gözümün önündedir o ilk kare... 1978 yılının Mart ayında geçtim onun ilk kez karşısına... Bir gece yarısı tir tir titreyerek... 1978, 1979, 1980 yıllarında amatör bir çizer-yazar olarak arşınladım Gırgır kapısını... 1981 yılının Haziran ayına dek sürdü bu ilk dönem arşınlaması... 1981 yılının Haziran ayında profesyonel mizahçı olarak ilk kez Ses-Atmaca mizah ekinde çalışmaya başlamıştım zira... Sonra 1986 yılında Güldürü Üretim Merkezinin kapanmasının ardından yeniden ama bu kez profesyonelce Gırgır kapısındaydım. 1986,1987, 1988 yılları...1988 yılının yazıydı, Gırgır bana artık keyif vermemeye başlamıştı işin gerçeği. Kendi kendime sessizce ayrıldım ustanın yanından ve Fransa maceram başladı ardından. Zaten onun da 1989 yılı yaz aylarında sona erdi zorla da olsa Gırgır macerası... Ardından çıkardığı Avni hiçbir zaman aynı tadı vermedi, ne ona, ne okura... Oğuz usta ile son yıllarında yeniden yakınlaştık. Evine gittim kaç kez, saatlerce sohbet ettik, o dönemler çok keyifsizdi, insanlardan kaçar haldeydi, zorla da olsa röportaj yaptık.

Sonra 2002 yılında onu binbir güçlükle ikna etmeyi başarıp, halk karşısında son söyleşisini gerçekleştirdik Taksim'de birlikte... Ardından o dönem genel sekreterliğini yaptığım şu andaki pek de benzemeyen Karikatürcüler Derneği'ne anlamlı bir ödül önerisinde bulundum. Karikatürü halkla buluşturan ilk çizer olan Cemal Nadir'in 100. doğum yılıydı 2002 ve biz bir yıl boyunca Cemal Nadir ustamızı anmıştık. Öneride bulundum ama gene hiçte kolay olmadı bunun sonuçlanması. O dönem yönetim kurulunda olan her tarafı problemli ve kompleksli bir çizer öfkeyle karşı çıktı Oğuz Aral'a "Onur Ödülü" verilmesine, üstelik o da Oğuz ağabeyin tezgahından geçmişti. Ödüle karşı çıkan bu içme sefili ödül gecesine en erken gelip bir köşeye kurularak bütün gece içkinin dibine vurmayı bilmişti. Sonuçta taş koyanlara inat Oğuz Aral ustamıza hayatının tek onur ödül olan "Cemal Nadir Onur Ödülü"nü verdik, unutulmaz bir gecede, gözyaşları arasında. Gene öylesine mütevazıydı ki, ödülü bile yitirdiği çizer arkadaşları adına kabul edebileceğini söyleyip, onların üşenmeden tek tek ismini sayarak almıştı o gece. O gece benim de hayatımın "ONUR" gecelerinden biridir, sanırım birincisidir...

An geldi yıllar içersinde ondan koptuk, hatta rakip yerlerde çalıştık ama o bize inandı, biz onu sevdik. Bizimkisi bir baba-oğul sevgisinden de öteydi. Onun ardından hem Gırgır'ı, hem de onu anlatan özel sunumlar hazırladım. Son bir kaç yıldır belgesel niteleğindeki bu görsel sunumları fırsat bulduğum yerlerde gerçekleştiriyorum. İki ayrı sunumu; "Mizahımızın Alayköşkü: Gırgır ve Oğuz Aral" adı altında birleştirdim. Bugüne kadar bir kaç yerde bu sunum yapıldı. Keşke daha fazla arzu eden çıksa ama bu anlamda da çok geri düştü Türkiye, özellikle de sivil toplum örgütleri ve belediyeler... Sahi bu arada yakın geçmişte hiç beklenmedik şeyler de oldu. Örneğin; Oğuz Aral ustamız Antalya'da, Antalya Büyükşehir Belediyesinin etkinliğinde 2010 ve 2011 yıllarında iki kez, ölüm yıldönümü gecesinde, ciddi kalabalıklar karşısında anıldı. Onu Adana'daki "Çiçeği Burnunda Karikatürcüler Buluşması"nda andık gene ardından...

Ölümünün 10. yılı öncesinde de, aylar öncesinden çağrılar yapmıştım, Mizahhaber bloğum aracılığıyla... Özellikle de belediyelere, sivil toplum örgütlerine... Hem onu, hem de başka mizah ustalarını özel emek verilmiş sunumlarla anmak için ama kimseciklerden tek bir ses çıkmadı... Böylesi bir usta, 13. ölüm yıldönümünde de gene es geçilecek elbet. Ya da şuursuz Kadıköy Belediyesinin yaptığı gibi uydurma heykeli ve unutulmaz çizgi kahramanı Avni'nin kötü heykelleri yürüyüş yolunun ortasına dikilmiş duracak... İnsan kıymeti bilmez bu nankör coğrafyaya yakışan budur ne de olsa... Koca Oğuz Aral kimin umurunda, onun el verdiği, ikinci baba saydığı bizim gibi çizerlerden başka...

Oğuz Aral'ın ömrünü geçirdiği o şehr-i İstanbul, ustanın ardından 13 yıl geçmesine rağmen ölüm yıldönümlerinde onu hakkıyla anabildi mi?... Ne yazık ki, buna da "hayır" demek durumundayım... Şunu da eklemek isterim üzülerek; 2013 yılında ilk kez 8 Nisan'da İstanbul'da, Akatlar Kültür Merkezinde düzenlenen "Ustalara Saygı" kapsamındaki anma gecesinde ne yazık ki salonun yarısı bile dolu değildi ve onun yetiştirdiği çok az karikatürcü vardı o anlamlı gecede. Gece uzayan konuşmalarla o az sayıdaki izleyiciyi de giderek kaybetti...

2014 yılı 26 Temmuz'u 10. ölüm yıldönümüydü ve üstelik bir Cumartesi gününe denk gelmişti... Onun en son emek verdiği yazı yazdığı, çizdiği Hürriyet gazetesine baktığımda, bırakın bir anmayı, tek satır bile yoktu ustamız hakkında...

Ama inanın yaşıyor olsa o geceyi de, bugün çıkmayan anma yazılarını da pek önemsemezdi. Çünkü böyle dertleri pek yoktu Oğuz abinin. Örneğin onunla ettiğim uzun sohbetlerden biliyorum, arkasından heykelinin, hele hele bu kadar kötü bir heykelinin filan dikilmesini istemez hatta küfredecek kadar kızardı. Ama o kırıldığını bile belli etmekten özenle kaçındı özellikle ömrünün son yıllarında. O yapacağını fazlasıyla yapıp bir köşeye çekildi erkenden. Zira bu ülke onu ve emeklerini fırlatıp atmıştı bir kenara, tıpkı Aziz Nesin ustama yaptığı gibi... İnsana ders verecek bir olgunlukla noktaladı ömrünü. Dediğim gibi onun gidişi farklıdır. Kendisi noktalamıştır hayatını. O bizim "Oğuz abimiz" bedenen yanımızda olmayabilir ama biz soluk aldıkça ruhen her an yanımızda.

Bugün bambaşka işlerle uğraşıp, madden çok daha iyi koşullarda bir ömre sahip olabilirdim ama Oğuz Aral gibi bir daha pek benzerinin gelmeyeceği uzun yıllardır açıkça gözüken bir usta, beni ve pek çok genç adamı mizahın o benzersiz dünyasının içine kattı. Bugün eğer kafayı yemiş, manyak ötesi bir noktaya ulaşmış, ruha ve kalbe zarar bu ülkede hâlâ soluk alabiliyor, hâlâ direnebiliyorsak, Oğuz abinin bizi ittiği mizahın, karikatürün o benzersiz dünyası sayesindedir... Koca gibi gözüken ama zalim bir iktidar sayesinde koflaşan 13 yıl aktı, geçti... Oğuz abimize olan özlemimiz kar topu gibi büyüdü... Çünkü böylesine bir "baba" adamı bulmak mümkün değil artık bu bok çukurunun içinde debelenen, insan malzemesi aşağılık hale gelmiş coğrafyada... İçimizde ondan kalan taraması bol enerjiyi tutumlu kullanarak direnmeye devam ediyoruz... Sorarım bir kez daha: "Böylesi bir insan nasıl özlenmez?.."

Cihan Demirci - MİZAHHABER

(Bu yazı 26 Temmuz 2014'te kaleme alınıp yayınlanmış ve 26 Temmuz 2017'de de güncellenmiştir.)