28 Şubat 2017 Salı

BUGÜN GİDELİ 2 YIL OLDU (28 ŞUBAT 2015) KOCA ÇINAR YAŞAR KEMAL USTA... BİZLERE BIRAKTIĞI O ERDEMLİ, YÜREKLİ KALEME SEVGİYLE...


(CİHAN DEMİRCİ'NİN BU KARİKATÜRÜ YAŞAR KEMAL'İN 28 ŞUBAT 2015'TEKİ ÖLÜMÜ ARDINDAN GAZETE KADIKÖY'DE YAYINLANMIŞTI. )



MUSA KART'LA "DAYANIŞMA" KARİKATÜRLERİ SÜRÜYOR: FİRUZ KUTAL KARİKATÜRÜ...


YATTIĞI SUÇUN İDDİANAMESİ BİLE HENÜZ ORTADA OLMAYAN VE CUMHURİYET ÇALIŞANI ARKADAŞLARIYLA 116 GÜNDÜR SİLİVRİ'DE YATAN MUSA KART ARKADAŞIMIZLA "DAYANIŞMA" KARİKATÜRLERİ SÜRÜYOR... 28 ŞUBAT 2017 SALI TARİHLİ CUMHURİYET'TE MUSA KART'IN BOŞ KALMIŞ KÖŞESİNDE BU KEZ FİRUZ KUTAL'IN KARİKATÜRÜ YER ALDI. 

27 Şubat 2017 Pazartesi

VAHİT AKÇA'DAN ÜÇ EDEBİYAT USTASI, BİR AKADEMİSYEN, BİR KOMEDYEN...


Yıllar var ki şu ülkede 
şöyle sıcak şöyle mutlu
şöyle yürek soğutan
tek bir haber değmedi kulağıma
tek bir haber yaşamadım
hep kan gölü hep göz yaşı hep kargış
sanki Yunus yaşamamış bu topraklarda
Hacıbektaş diye biri geçmemiş buralardan.

(Hasan Hüseyin Korkmazgil, 1927 - 26 Şubat 1984)



"... yerini vaktinde terk etmeyi bilmek gerçek olgunluktur,
sadece acizler kalmakta ısrar eder...''

(Victor Hugo, 26 Şubat 1802 - 22 Mayıs 1885)




"İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı.
Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.


(Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)



AKADEMİSYEN MEHMET FATİH TRAŞ ANISINA... 


MÜJDAT GEZEN'DEN... 


ÇİZGİLER: VAHİT AKÇA (AH!) 

26 Şubat 2017 Pazar

ÇAĞDAŞ KARİKATÜRÜMÜZÜN KURUCULARINDAN CEMAL NADİR GÜLER'İ ÖLÜMÜNÜN 70. YILINDA SEVGİYLE ANIYORUZ...

Çağdaş karikatürün ülkemizdeki en önemli kurucularından birini, öncü ustayı, Cemal Nadir Güler’i bundan tam 70 yıl önce, 27 Şubat 1947’de yitirmiştik... Büyük ustayı, bundan 15 yıl önce "Cemal Nadir 100 Yaşında" adlı kapsamlı kitabı hazırlayan Cihan Demirci'nin yazısıyla MİZAHHABER'de bir kez daha sevgiyle anıyoruz... 


"CEMAL NADİR HÂLÂ YAŞIYOR!"

Çağdaş Türk karikatürünün en önemli kilometre taşlarından biri hatta birincisi olan büyük usta Cemal Nadir Güler’i bundan tam 69 yıl önce 27 Şubat 1947’de üstelik henüz 45 yaşındayken yitirmiştik. Cemal Nadir de tıpkı Nazım Hikmet gibi 1902 doğumludur. Çökme aşamasındaki sancılı bir Osmanlı İmparatorluğu dönemi. Tam çocukluk yıllarına girdiğinde yani 1914’te 1. Dünya Savaşı patlar. Derken 1. Dünya Savaşı ardından Kurtuluş savaşı yıllarına ve kurulma sancıları çeken bir cumhuriyete denk gelen ilk gençlik yılları. Ardından, gençlikten olgunlaşmaya doğru geçtiği bir dönemde bu kez 2. Dünya Savaşı yaşanır ve 2. Dünya savaşının o sıkıntılı yokluk, karne günleri içinde bulur bu kez kendini. Sonuçta savaşın bitiminden 2 yıl sonra da yaşamını yitirir! Yani 45 yıllık kısa ömrüne 2 dünya, bir kurtuluş savaşıyla, bir cumhuriyetin kuruluş dönemi denk düşer. Bir insan ömrüne iki dünya, bir kurtuluş savaşı düşmesi ve o ömrün sadece 45 yıl olması bile başlı başına müthiş bir durumdur. 

Bundan 15 yıl önce, 2002 yılında 100. doğum yılı anısına, “Cemal Nadir 100 Yaşında” adlı oldukça kapsamlı bir kitap hazırlamıştım büyük usta için. Cemal Nadir'e yakışacak kapsamdaki bu kitabı Cemal Nadir Güler ustanın 100. yaşı anısına Karikatürcüler Derneği yayınlamıştı. 2002 yılında Karikatürcüler Derneği'nin genel sekreteriydim ve dernek olarak bir yıl boyunca süren etkinliklerle anmıştık Cemal Nadir ustayı. Bu etkinliklerden birinde Ferit Öngören şu ilginç saptamayı yapmıştı: “Bunca çok şeyi, çok az bir zamana sığdıran Cemal Nadir’in yaşamı o kadar kısa sürmüş ki, en kısa ay olan Şubat’ın bile 28’ini çıkartamayıp 27’sinde göçüp gitmiş ne yazık ki!..”

Cemal Nadir’in kısacık ama dopdolu geçen ömrü Şubat’ı bile çıkartamamıştır ama, 27 Şubat 1947’de öldüğünde o güne dek İstanbul’da pek görülmemiş bir şey olur ve şehirde hayat durur. Cenazesinin kalkacağı 28 Şubat 1947 günü İstanbul’da esnaf dükkanını açmaz, kepenklerin üzerine: “Cemal Nadir’in cenazesi nedeniyle kapalıyız” yazar ve nerdeyse tüm İstanbul halkı Cemal Nadir’in cenazesine koşar. O güne dek bir“sanatçı” cenazesinde görülmemiş bir insan seliyle, İstanbul halkının gözyaşları içersinde 28 şubat 1947’de Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verilir. Bu ülkemizde bir “karikatürcü” için o güne ve hata bugüne dek görülmeyen müthiş bir sevgi selidir. Peki bu sevgi selinin ardında ne vardır?

Gerçek bir öncüydü

Cemal Nadir Güler her şeyden önce, “öncü” bir sanatçıdır. Yokluk ve çile içinde geçen kısacık hayatında pek çok ilklere öncülük etmiştir. Ülkemizdeki “ilk yerli bant-karikatür tiplemesi” olan “Amcabey” tipi bu özelliğiyle de karikatür sanatımızda ayrı bir önem taşır. Amcabey’in dışında; Akla Kara, Dalkavuk, Dede ile Torun, Yeni Zengin, Salomon, İyimserle Kötümser gibi daha pek çok tip yaratmıştır. Sadece 19 yıllık bir profesyonel çizerlik yaşamı olabilen Cemal Nadir, kendisinden önce tipik bir salon sanatı halinde seyreden, halka uzak duran karikatürü, salondan çıkararak halkın ayağına getiren, geniş kitlelere karikatürü sevdiren ilk büyük ustadır. Pek çok karikatür albümü yayınlanan Cemal Nadir, karikatür üzerine pek çok konferans da vermiştir. Bu konferanslar ülkemizde daha önce benzerleri pek görülmüş şeyler değildir. Bu konferansların çoğunun halkevlerinde gerçekleşmesi nedeniyle söyleşilere halkın katılımı da çok fazla olmuştur. Karikatür üzerine yaptığı konuşmalarda kalabalıktan izdiham yaşanmıştır.

Cemal Nadir, bu yönüyle de ülkemizde karikatürü halkla bütünleştiren, halkın yaşamına karikatürü sokan “ilk çizer” olmuştur. Genç çizerlere ilgi gösteren, onların karikatürlerini yayınlayan, onlara fırsat veren ilk usta da gene o’dur. Cemal Nadir’in genç çizerlere olan ilgisini ve karikatürü halkla bütünleştirmesi durumunu yıllar sonra ardından gelecek olan Oğuz Aral ustamız, ondan aldığı ışıkla devam ettirmiştir bu topraklarda.


Cemal Nadir gazetelerdeki “günlük” karikatürün de öncülüğünü yapmıştır. Gazetelerimizde düzenli “günlük” karikatür kullanılması onun çabalarıyla başlamış ve ilk kez onun çabalarıyla “gazete karikatürcülüğü” denilen alan ciddi bir oluşum sürecine girmiştir. 15 yıl çalıştığı Akşam gazetesini (1928-1943 arası) bıraktıktan sonra ömrünün son dört yılını Cumhuriyet gazetesinde (1943-1947) çizerlik yaparak noktalayan Cemal Nadir daha önce de belirttiğim gibi zor şartlar içersinde yaşamıştı. Bu şartlar öylesine zordu ki, bu büyük usta, Bursa’dan İstanbul’a ilk gelişinde yaşadığı yoğun maddi sıkıntılar yüzünden ilk çocuğunu kucağında yitirmişti. 1943’te Cumhuriyet gazetesine geçme nedenini o vakit arkadaşı Avni İnsel’e bakın nasıl açıklıyor: “Dar yakalı elbiseler giydiğim halde iki yakamı bir türlü bir araya getiremiyorum. Şu yokuş Yunus Nadi gibi birkaç babacan patrona daha sahip olsa Babıali gazetecilerin Darülacezesi olmaktan kurtulur!”

Büyük ustayı ölümünün 70. yılında bir kez daha sevgiyle anıyor ve diyorum ki: “45’inde ölmüş olsa da Cemal Nadir Güler, bugün 115 yaşında yaşıyor ve hala bizimle!.”

(Cihan Demirci - AH - 27 Şubat 2017)


CEMAL NADİR'DEN KARİKATÜR ÖRNEKLERİ...

















BUNDAN BİR KAÇ YIL ÖNCE MİZAHHABER ADLI BLOĞUMUZDA 27 ŞUBAT 1947 TARİHİNİN BİR BAŞKA ÖNEMİNİ GÖREREK HAZIRLADIĞIMIZ BİR GÖRSEL... 




SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...


SEFER SELVİ (26 Şubat 2017-Evrensel) 

ERCAN AKYOL KARİKATÜRÜ...


ERCAN AKYOL (26 Şubat 2017- Milliyet) 

SAM GROS'TAN "REFERANDUM" KARİKATÜRÜ...


KARİKATÜR: SAM GROS

DÜNYADAN BAKINCA, "EVET" İÇİN HER TÜRLÜ TEHDİTİN YAPILDIĞI REFERANDUM BÖYLE GÖZÜKÜYOR!..


25 Şubat 2017 Cumartesi

CİHAN DEMİRCİ YAZDI: "BUGÜNLERDE YERLERE GÖKLERE KOYULAMAYAN ABDÜLHAMİD OSMANLI'DA MİZAH DERGİLERİNİ 30 YIL YASAKLAMIŞTI!.."

Uzun yıllardır karikatür ve mizah tarihimiz üzerine araştırmalar yapan, bu anlamda gazetelerde, dergilerde çeşitli yazılar yazan, hazırladığı bloglarda bu anlamda yazılara veren biri olarak bugüne dek mizah ve karikatür tarihimiz üzerine pek çok görsel sunumlu söyleşi de gerçekleştirdim. Kısacası ömrünü sadece yazmaya-çizmeye değil mizah ve karikatür tarihine de adamış biriyim. Bu görsel sunumlu söyleşilerden, mizah dergiciliğimizin 140 yılı aşan tarihini anlattığım söyleşide de, "Siyasi Mizahın 600 Yılı Aşan Engelli Koşusu" başlıklı söyleşide de altını çizdiğim en önemli konulardan biri de, II. Abdülhamid döneminin mizah yayıncılığımıza verdiği ağır hasar ve ağır zarardır.


Bakın bu topraklarda ilk mizah yayını sayılan Diyojen'in ilk sayısı 23 Aralık 1869 tarihinde yayınlanmıştır. (Aslında ondan önce de bazı dergiler vardır ama Diyojen gibi iz bırakamadıkları için kaynamışlardır!) Bazı kaynaklarda bu tarih 24 Kasım 1870 gözükse de, uzun yıllar içinde yaptığım araştırmalar sonunda doğru tarihin aslında 23 Aralık 1869 olduğunu gördüm. 24 Aralık 1870 Diyojen'in Osmanlıca ilk sayısı olabilir ama Diyojen başlangıçta Fransızca ve Ermenice yayınlanmıştır. Dünya üzerinde yayınlanan ilk mizah gazetesi sayılan, Fransa'da 1830'da yayınlanan "La Caricature" olduğunu göre, Osmanlı bu anlamda işe Batı'dan 39-40 yıl geriden başlamıştır ama bu durum gene de matbaadaki 291 yıllık geri kalıştan daha iyi sayılabilir!!!!!  


Ama burada asıl değineceğimiz konuya gelelim şimdi... 1869'un son günlerinde başlayan mizah dergiciliği serüveninde, daha ilk dergi olan Diyojen 5 kez kapatılmıştı ve dergiyi çıkaran Rum Kökenli Osmanlı aydını Teodor Kasap Diyojen'in tamamen kapatılması üzerine 1873'te önce "Çıngıraklı Tatar"ı çıkarmaya başladı ama o da kapatıldı. Mücadeleci bir yayıncı olan Teodor Kasap bunun üzerine gene 1873'de bu kez "Hayal" adlı dergiyi çıkardı. Hayal 4 yıl kadar yaşadı ama o da 18 Haziran 1877'deki son sayısının ardından o da "Hayal" oldu ve kapatıldı. Bu arada başka dergiler de çıktı ama onlar da binbir baskı ve sansürle karşılaştılar. Sonuçta mizah yayıncılığı serüveninde henüz 8 yıllık bir süre geçmişti ki, dönemin padişahı II. Abdülhamid 1878 yılında Osmanlı'daki tüm mizah dergilerinin yayınına tam 30 yıl, yanlış duymadınız tam 30 yıl sürecek bir yasak getirdi. Eğer 24 Temmuz 1908'de Osmanlı'da 2. Meşrutiyet ilan edilmese daha da sürecek olan bu yasak, 2. Meşrutiyet'in ilanıyla oluşan özgürlük ortamında son buldu ve sadece İstanbul'da bir anda 40'a yakın mizah dergisi piyasaya çıktı. 


Osmanlı'da mizah yayınlarını 30 yıl boyunca yasaklayan Abdülhamid'in bu baskıcı tavrına karşı mizahçılar da boş durmamış, yurt dışında bastırdıkları mizah dergilerini Osmanlı'ya sokmayı başararak "muhalif" mizahı bu en katı dönemde bile bir şekilde sürdürmeyi başarmışlardır. Başlangıcını 1869 olarak kabul ettiğim Mizah dergiciliğimizin tarihi için özellikle 140. yıla denk gelen 2009'da görsel sunumlu özel söyleşiler gerçekleştirmiştim. Mizah dergiciliğimizin tarihi, 30 yılı II. Abdülhamid tarafından "heba" edilmiş olsa da, 2019 yılında 150. yaşına ulaşmış olacak... Elde kalan mizah dergilerinin gene çok zor bir süreçten geçtiği ve zorlukla çıkabildiği şu günlerde dilerim mizah dergileri bu zorlu günleri de aşıp 150. yıla ulaşmayı başarırlar!.. 

CİHAN DEMİRCİ (AH!) 

KARİKATÜRCÜ BÜLENT ÖZDEMİR'İ YİTİRDİK...

Karikatürist Bülent Özdemir'i 24 Şubat günü genç yaşta yitirdik. Çarşaf dergisindeki çizgileriyle ve özellikle de "çelebi" insan duruşuyla sevdiğimiz bir çizer arkadaşımızdı. 1992 yılına dek yani Çarşaf tarih olana dek Çarşaf'ta çalıştı. İmzasını "B. Özdemir" diye attığı için çoğu kişi onun adının "Bülent" olduğunu bile bilemedi. Mizah dergilerinin görünmez emekçilerindi. Ne yazık ki 2000'li yıllarla birlikte ülkede başlayan süreç hepimizi bir yerlere savurdu. Uzun yıllardır görüşemediğimiz çizer arkadaşlardan biriydi. Bülent Özdemir'in cenazesi 25 Şubat 2017 tarihinde ikindi namazını müteakip Maltepe Merkez Camii'nden kaldırılarak Başıbüyük mezarlığına defnedilecek. Ruhu şad olsun...

Cihan Demirci - AH! 

SEFER SELVİ KARİKATÜRÜ...


SEFER SELVİ (25 Şubat 2017-Evrensel)

24 Şubat 2017 Cuma

EMRE ULAŞ'TAN "CİLALI TAŞ DEVRİ"


EMRE ULAŞ (25 Şubat 2017- Yeniçağ) 

BİROL ÇÜN KARİKATÜRÜ...

İçerdeki gazeteciler 117 gündür 
İddianame yazılmasını bekliyor.


Birol Çün (24 Şubat 2017-Facebook Sayfası) 

OSMANLI DÖNEMİNDE KARAMBOLE GİTMİŞ BÜROKRAT ÇİZER YUSUF FRANKO SERGİSİYLE GÜN IŞIĞINA ÇIKTI!..

19. yüzyıl sonlarında, 20. yüzyıl başlarında yaşamış bir karikatürcü Yusuf Franko Paşa... Ama öncelikli işi karikatürcülük değil... Bırakın günümüz karikatürcülerini bu ismi karikatür tarihine meraklı isimler bile pek bilmezler. 90'lı yıllarda sanırım Sanat Olayı ya da Gösteri dergisi sayesinde adını ilk kez duyduğum, antolojilerde filan da geçmeyen bir çizerdi Yusuf Franko... Çizgilerini yıllar önce sanat dergisinde ilk kez gördüğümde dönemine göre çok yenilikçi olan harika çizgisi, müthiş sağlam deseni ve bir bürokrat olarak kendi camiasına yönelik eleştirileriyle dikkatimi çekmişti. Döneminin çok ilersinde, müthiş yaratıcı bir ruha sahip olduğu belliydi... Yusuf Franko aslında bir Osmanlı bürokratı, bir Hariciye Nazırı, bir Mutasarrıf ve cemiyet adamı... Kısacası; o bir Paşa...  Kendisi de bir devlet adamı olmasına rağmen döneminin devlet adamlarını sıkı şekilde eleştiren karikatürleriyle dikkat çeken bu Osmanlı bürokratı çizerliği belli ki o dönem karambole gitmiştir. 90'lı yıllarda hakkında çıkan bir yazı ve karikatür örnekleri sayesinde adını ilk kez o zaman duyduğum Yusuf Franko adına, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nin hazırladığı bu özel sergi, ne döneminde ne de ardından adı bilinememiş, hep perde arkasında kalmış bürokrat bir çizerin siyasi karikatürlerini gün ışığına çıkarması açısından da, karikatür ve mizah tarihimiz açısından da çok önemli bir sergi... Üstelik sergiye özel bir emek verilmiş, kuklalarla canlandırmalar yapılmış, tarihsel ve mekansal bir altyapı içersinde sıradan bir sergi olmaktan uzaklaşmış... 


Bakın Yusuf Franko bu ilginç karikatüründe kendini asmış... Bu da onun döneminde yaşananlara karşı çizgi yoluyla bir tepkisi olsa gerek... 


“Yusuf Franko’nun İnsanları: Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri” adını taşıyan bu sergi, Yusuf Franco'nun 1884-1896 yılları arasındaki karikatürlerini topladığı bir albümün sergisi. Bu albümün bulunması da ayrı bir hikaye. 1957 yılında Amerikalı bir aile bu albümü İstanbul'da bir halıcı dükkanından satın alıyorlar. Satın alındığı yere dikkat edin, tam bize yakışan bir durum bu!.. Değeri sonrdan anlaşılan bu albümün varisleri albümü Toronto'da Aga Khan Müzesinde teklif ediyorlar.  Bu müzenin küratörü sayesinde albümü fark edip, Ömer K. Koç Özel Koleksiyonuna kazandıran Bahattin Öztuncay ise aynı zamanda bu ilginç serginin küratörü. 

Şimdi size Yusuf Franko Paşa'nın özgeçmişi hakkında da bilgi verelim... 

Yusuf Franko Paşa (1855-1933) 

Osmanlı devlet adamı ve karikatürcü Yusuf Franko 1855 yılında İstanbul'da doğdu. Osmanlı Devleti'nin Katolik bir Rum vatandaşı olan Yusuf Franko'nun babası Franko Kusa idi. Öğrenimini ailesinin 1868-1873 yılları arasında oturmakta olduğu Cebel-i Lübnan'da yaptı. Daha sonra Hariciye Nezareti hizmetine girdi. 1. Lahey Sözleşmesi'nde Osmanlı Devleti'ni temsil etti. Hariciye Nazırı Kalem-i Mahsus (Özel Kalem Müdürü) olarak görev yapmaktayken vezir ünvanını aldı ve 8 Temmuz 1907 tarihinde Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığına tayin edildi. Aralık 1912 tarihine kadar 5 yıl süreyle bu görevde kaldı. 18 Aralık 1918 tarihinde Posta ve Telgraf Nazırlığına atandı. Bu görevi 24 Şubat 1919 tarihine kadar sürdürdükten sonra Hariciye Nazırı oldu. Bu görevde 1919 yılının Mart ayına kadar kaldı. Bir Fransız bankerinin kızıyla evli olan Yusuf Franko Paşa'nın 2 kızı vardı. Devlet adamlığının yanı sıra karikatürcülüğüyle de tanınmıştı


Serginin yer aldığı ANAMED'in adresi: İstiklal Caddesi No: 181 Merkez Han, Beyoğlu. Bu özel Sergiyi 1 Haziran'a kadar ziyaret edebilirsiniz. 

Cihan Demirci (AH!) 


SERGİDEN FOTOĞRAFLAR... 




21 Şubat 2017 Salı

GÜRCAN GÜRSEL'DEN FOTO-ŞAKA!..


GÜRCAN GÜRSEL (22 Şubat 2017-Facebook Sayfası) 

HAFTANIN UYKUSUZ KAPAĞI...


UYKUSUZ (23 Şubat 2017) 

NUHSAL IŞIN KARİKATÜRÜ...

NUHSAL IŞIN (20 Şubat 2017-Facebook Sayfası) 


GEÇMİŞ OLSUN MSM, GEÇMİŞ OLSUN MÜJDAT GEZEN...

Geçmişte uzun yıllar birlikte çalıştığım sevgili Müjdat Gezen ağabeyin yıllar önce öğretmenlik de yaptığım bence en önemli eseri olan, 26 yıldır Kadıköy Ziverbey'de öğrenci yetiştiren MSM 19 Şubat gecesi kundaklandı!!! İtfaiye zamanında yetişmese Müjdat abinin tüm emekleri kül olmuştu!!! Gittikçe daha da azan, daha da şımaran bir güruh #HAYIR sesini boğmak ve yok etmek için elinden geleni yapıyor, her an, her dakika her türlü TEHDİTİN BİNİ BİR PARA!!!! Çadır Devletine dönüşmüş bir ülkede(!) yargının, adaletin olmadığını ya da tek taraflı işlediğini gören ve referandum öncesi ortalığı karıştırıp provoke etmek isteyen birileri her zaman ki işlerine soyunmuş belli ki!!!! Kendi zihniyetinden başkasına yaşam hakkı tanımayan zorbalara da #HAYIR!.. Bu tür provokasyonlar MSM gibi kök salmış kurumları daha da güçlü hale getirir, daha da kenetlenmeyi sağlar, GEÇMİŞ OLSUN MSM!..   (AH!- C.D)